Kanseri durdurmak

İnsanlara yıllarca kemoterapinin kanser tedavisinde tek çözüm olduğunu söyledikten sonra sonunda John Hopkins alternatif bir yol olduğunu söylemeye başladı.

  1. Her insanın vücudunda kanser hücresi vardır. Bu hücreler çoğalıp bir kaç milyar olana kadar kendini belli etmezler. Doktorların hastalarına artık vücutlarında kanser hücresi bulunmadığını söylemeleri aslında kanser hücresi olmadığı değil tespit edilebilen bir kanser hücresi bulunmadığı anlamına gelmelidir.
  2. Kanser hücresi ortalama bir insan ömründe 6 ila 10 defa meydana gelir.
  3. Kişinin bağışıklık sistemi yeterince güçlü ise bu oluşan kanser hücresini yok edecek ve çoğalıp tümöre dönüşmesini engelleyecektir.
  4. Bir kişide kanser olması kişide çoklu beslenme yetersizliklerine işaret eder. Bu beslenme yetersizlikleri genetik faktörlere, çevresel faktörlere, beslenme ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olabilir.
  5. Bu beslenme yetersizliklerinin üstesinden gelmek için diet yapmak ve gıda takviyeleri almak bağışıklık sistemini güçlendirecektir.
  6. Kemoterapi hızlı çoğalan kanser hücrelerini zehirler. Aynı zamanda kemik iliği, mide-bağırsak vb. sistemlerdeki büyüyen sağlıklı hücreleri yok eder ve karaciğer, böbrekler, kalp, akciğerler vb organlarda tahribata neden olur.
  7. Radyasyon kanser hücrelerini yok ederken sağlıklı doku ve organlara da yakarak yaralayarak zarar verir.
  8. Kemoterapi ve radyasyon başlangıçta tümörün küçülmesine yol açar ancak kemoterapi ve radyasyon tedavisinin uzaması tümörün daha fazla yok olmasına neden olmaz.
  9. Vücut kemoterapi ve radyasyon ile çok fazla toksin yüklenmesine maruz kalınca, bağışıklık sistemi tehlikeye girer ve zarar görür. Dolayısıyla kişi çeşitli enfeksiyonlara ve komplikasyonlara yenik düşer.
  10. Kemoterapi ve radyasyon kanser hücrelerinin mutasyon geçirerek dirençlerinin artmasına ve yok edilmelerinin zorlaşmasına neden olabilir. Cerrahi işlem de kanser hücrelerinin başka taraflara atlamasına neden olabilir.
  11. Kanserle savaşmanın etkili yollarından biri de kanser hücresini bölünmek için ihtiyacı olan gıdalarla beslemeyip aç bırakmaktır.

    Kanser hücreleri ne ile beslenir?

    1. Şeker kanser-besleyicidir. Şeker kesilersek kanser hücrelerinin önemli bir gıdası kesilmiş olur.
      Not: NutraSweet, Equal, Spoonful gibi tatlandırıcılar Aspartam ile yapılırlar ve zararlıdırlar. Daha iyi bir doğal alternatif olan pekmez ve manuka bali sadece çok küçük miktarlarda olmak koşuluyla kullanılabilir. Sofra tuzunu beyazlatmak için bir kimyasal eklenir. Sofra tuzu yerine deniz tuzu veya Bragg Aminolari kullanılabilir.
    2.  Süt vücutta özellikle de mide-bağırsak sisteminde mukus üretimine sebep olur. Süt alımını kesmek ve süt yerine şekersiz soya sütü almak kanser hücrelerini ac bırakacaktır.
    3. Kanser hücreleri asit ortamında gelişirler. Et temelli diet asittir. En iyisi et yerine balık ve az miktarda tavuk yemektir. Et, özellikle kanserli kişilere zararı olan, canlı hayvan antibiyotikleri, büyüme hormonları ve parazitleri içerir.
    4. % 80 taze sebze ve meyve suyu, kepekli tahıllar, tohumlar, fındık ve biraz meyveden oluşan bir diyet vücudun alkalı (bazik) ortama dönüşmesine yardımcı olur. Kalan %20 de fasulye içeren pişmiş gıdalardan oluşabilir. Taze sebze suları kolayca emilip 15 dakika içinde hücre düzeyine ulaşabilen sağlıklı hücreleri besleyen ve büyümesini geliştiren canlı enzimler içerirler.Enzimler 40 derece sıcaklıklarda bozulular. Sağlıklı hücre üretimi için gerekli olan canlı enzimlerin sağlanması amacıyla, taze sebze suyu (fasulye filizi dahil çoğu sebze) için ve günde 2-3 defa çiğ sebze yiyin.
    5. Yüksek kafein içerikli kahve, çay ve çikolatadan uzak durun. Yeşil çay daha iyi bir seçenektir ve kanserle savaşan özellikleri vardır. Bilinen toksinler ve ağır metal alımını önlemek için iyi arıtılmış su veya filtrelenmiş musluk suyu için. Damıtılmış su asidiktir, damıtılmış su tüketiminden kaçının.
  12. Et proteininin sindirimi zordur ve çok sindirim enzimi ister.Bağırsaklarda duran sindirilmemiş et çürür ve toksin birikimine yol açar.
  13. Kanser hücrelerinin duvarları sert protein ile kaplıdır. Et tüketiminden kaçınmak veya daha az et yemek kanser hücrelerinin protein duvarlarına saldıran enzimleri daha çok açığa çıkarır ve vücudun öldürücü hücrelerinin kanser hücrelerini yok etmelerini sağlar.
  14. Vitaminler, mineraller, antioksidanlar, IP6, Flor-ssence, Essiac, EFAs gibi gıda takviyeleri vücudun katil hücrelerini etkinlestirerek kanser hücrelerini yok eder. E vitamini gibi diğer gıda takviyeleri aptosise (apoptoz – programlı hücre yıkımı) neden olur. Aptosis vücudun istenmeyen, zarar görmüş ya da ihtiyaç olmayan hücrelerden kurtulma yöntemidir.
  15. Kanser zihinsel, bedensel ve ruhsal bir hastalıktır. Proaktif ve olumlu bir ruh kanser savaşçısını muzaffer yapar.Öfke, karamsarlık, affetmezlik strese neden olarak vücutta asidik bir ortama neden olur. Seven ve affeden bir ruha sahip olmayı, sakin olmayı ve hayatın tadını çıkarmayı öğrenin.
  16. Kanser hücreleri oksijenli ortamda gelişemezler. Günlük egzersizler ve oksijenin hücre düzeyine kadar ulaşmasını saglyacak kadar derin nefes almak, oksijen terapisi kanser hücrelerini yok etmek için diğer bir yöntemdir.

Makelenin orjinal metnine ulaşmak için.

http://www.thelibertybeacon.com/2014/05/30/big-hospital-finally-telling-the-truth-about-cancer-johns-hopkins/

İlk tercümem, hatalarım varsa lütfen bildiriniz.

Dünyanın En Güzel Gözleri

Hoşça kal trenDün Ankamall’dayken asansörün düğmesine basmak için deli gibi sabırsızlanan ve düğmeğe basınca mutlu ama çoook mutlu olan çocuğu görünce aklıma çocukların masumiyetleri ve dünyaya nasıl bir gözden baktıklarını anlamamı sağlayan 20 Şubat’ta yaşadığım şu olay geldi.

 

20 Şubat 2011 henüz acemi birliğindeyim. Haftasonu çarşı iznim bitmek üzere, malum kışlaya belli bir saatten önce dönmek gerek. Dikimevine gitmek üzere Kızılay’da Ankaray’a bindim. Trenin hareket etmesine saniyeler var, pencere kenarına oturmuş beklerken engelli asansörünün kapısı açıldı. İçeride 2-3 yaşlarında kız çocukları olan bir çift. Bababının kucağında ufaklık ve annenin elinde de bebek arabası. Aile asansörden inerken trenin kapıları kapandı ve tren yavaşça hareket etmeye başladı. Adam treni kaçırmanın verdiği sinirle elini yana savurup asık bir suratla söylenirken kucağındaki kızı gülerek kaçan trene el sallıyordu. Tüm çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

Nabuyorum ben sendromu!

Bundan önceki yazıları okuduysan ister istemez bu sami de ne kadar bilimden uzak paso geyik muhabbeti çeviren, ne boş beleş insanmış diye düşünebilirsin. Daha önce de söylediğim gibi benim edebiyatçı kimliğimin yanında bir de bilim insanı, ilim sever kimliğim vardır. Son zamanlarda sık sık karamsar bir ruh hali içerisine girip aynı sıklıkla da hayatı sorguluyorum. Bununla da kalsa iyi bu sorgulama çevremde olup bitenlerden sürekli şikayetçi akis* bir insan olmama neden oluyor. İşbu durumdan mütevelli üşenmedim oturdum insanoğlunun en anlaşılmaz organını araştırdım, gözlemledim, inceledim. Neden mi bahsediyorum. BEYİN tabiki. İnsan beyni kabaca 4 kısımdan oluşur. Parietal lob, ön lob, arka lob, yan lob. Bu loblar kendi içersinde belli bir görev için özelleşmiş yapıları barındırır. Mesela ön lobta: Entellüktüel düşünce ve bağlantı alanı, konuşma alanı, motor alanı (bu alan, sözüm meclisten dışarı bazı bayanlarda daha gelişmiştir.) vb… Bu 4 lobtan biri olan yan lobta bulunan adreno-cortigo-bennabuyorum-kortex adı verilen alan ise normalde 1-1.5 ceviz büyüklüğündeyken sağlıksız beslenme, radyasyon, hava kirliliğinin yanı sıra düşük maaş, sürekli aynı işi yapma (bkz kendini tekrar etme) ya da size ait olmayan işlerin üzerinize kalması gibi etkenlerden ötürü kontrolsüz bir büyüme durumuna girebilir.

Şekil 3.5
Şekil 3.5

Şekil 3.5 ‘ta  sağlıklı bir insan beyni ve ben nabuyorum sendromuna yakalanmış bir hastanın beynini görmektesiniz. Şekilden de anlaşılacağı üzere adreno-cortigo-bennabuyorum-kortex alanlarının büyüklük farkı gözle fark edilecek kadar fazladır. Hastalığa yakalanmış insanlarda görülen belirtiler şu şekilde:

  • Sürekli hayatı sorgulama (ben burada ne yapıyorum, amacım nedir gibi soruların sık sık akla gelmesi)
  • Ekseriyetle çevresini eleştirme
  • Mütemadiyen tatminsizlik, boş vermişlik, hiç bir işten zevk alamama
  • Bulunduğu yerden kaçma/uzaklaşma isteği
  • Erasmus stajı yapma düşünceleri
  • Takım arkadaşına bağırma ve laf sokma eğilimleri (genellikle haklı olarak)

Hastalığın ilerleyen aşamalarında halk arasında tembellik diye bilinen  gichin-yerden-kalkhmasuz’a dönüşebilir.  Gereği yapılmadığı takdirde hastanın durumu ciddileşir ve sosyal-beyin ölümü gerçekleşir.

Hastalığın tedavisi kolay olmakla birlikte uzun süre ve özen gerektirir. Hasta mümkün olduğunca sosyal, sağlıklı ve üretken bir yaşam tarzı benimsemelidir. İki kere spor merkezine gittikten sonra hastalığın belirtileri azaldı diye bu eylem bırakılmamalı devam edilmelidir. Eğer sizde ya da çevrenizdekilerden birinde yukarıda bahsi geçen belirtilerden bir ya da bir kaçı görülüyorsa acilen bir uzman hekime gitmeyin! Onun yerine çok fazla gelecek planları yapmadan hayattan zevk almaya bakın, anı yaşayın. Carpe diem yapın ulen!

*Akis: Ters anlıma gelmektedir. Bu kelime Antakya’da sık kullanılmakla birlikte diğer yörelerde genellikle -i hali ile kullanılır. Örn. Hay aksi şeytan!

Gün batımına doğru salça ekmek yemek

Alelacele (bu kelime bitişik yazılıyordur değil mi) evden çıkarsın ya hani

hani yolda hep içinde sanki bir şeyi unutmuşsun gibi bir his olur. Ben işte her zaman öyle hissediyorum.

Düşünüyorum düşünüyorum. Neyi unuttum acaba?

Sence neyi unuttum ben?

Galiba yaşamayı unuttum! Daha doğrusu nasıl yaşanacağını unuttum. Hep bir kararsızlık halleri. Ne yapacağını bilmezlikler…

Orta okuldan eve gelip dertsiz tasasız mutfağın balkonunda cam kenarına oturup gün batımına doğru salça ekmek yemeği özledim.

Size sınav sorusu:
1) Nasıl böyle boşlukta hissetmez insan?
2) Nasıl inancını yitirmez?
İlk soru 60, ikinci soru 40 puan. Süreniz başlamıştır.

Not: İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz.

Ölüm ölüm dediğin nedir ki gülüm

Sevgili  günlük, dün gece ben öldüm biliyor musun? Evet evet herkes gibi kalp krizinden. Sen hiç kalp krizinden öldün mü? Önce sol göğsünde hafif bir ağrı oluyor. Sonra kalp atışların yavaşlıyor ve sertleşiyor. Elinle göğsüne dokunmasan bile hissediyorsun kalp atışları. Giderek yavaşlıyor yavaşlıyor. Sonra yığılıveriyorsun yere. Ardından birileri geliyor yanıbaşına kalp masajı/elektroşok vs. Hiç birini hatırlamıyorsun, hissetmiyorsun.  Beyaz ışık, ışığaaa geeeel sesleri falan yalanmış sakin inanma. Saatler sonra gözünü hastanede bir yatak üzerinde açıyorsun. Sanki sadece uyuyup uyanmışsın gibi. Tek fark kendini yorgun ve hasta hissediyorsun. Ne olduğundan habersiz etrafında senin ayılmanı bekleyen sevdiklerine bakıyorsun. Çok geçmeden doktor geliyor yanına durumu anlatıp bundan sonra dikkatli olmanı, eğer fazla efor sarfeder, yorulursan benzer bir durumun tekrar oluşma ihtimalinin yüksek olduğunu söylüyor. Artık ip üzerinde, aynı şeyin tekrar olmasından korkarak yaşamaya başlıyorsun. En güzeli de ne biliyor musun? Böyle bir rüya yaşamın değerini hatırlatıyor sana. Sevdiklerinizle birlikte mutlu bir yaşam dileğiyle…

Ek: Ekim 2007 de şöyle bir yazı yazmışım belki ilginizi çeker.

Seçmece Bayram Halleri

Giderken

Hatay’a vardıktan sonra eve gitmek üzere taksiye (80 küsür model bir renault (ğöno) ) bindim.  Emniyet kemerini takmaya çalıştım. Anlamadığım bir şekilde sağ tarafımda 3 adet emniyet kemeri kayışı vardı. Hepsini sırayla çekmeye çalıştım ama çekemedim.

Dayıya:

S: Bozuk mu bu?

T: Yok yok gerek yok taksilere zorunlu değil o diğer araçlarda zorunlu.

4-5 dakika sonra o arabayla çevre yolunda 90km/s ‘ye çıktı. Neyseki taksilerde zorunlu değilmiş emniyet kemeri. İçim rahattı o yüzden.

Bayram Sırasında

Hatay’a giderken otobüs terminalindeki kitapçılardan birinden pazarlama ve iş dünyası üzerine 2 tane kitap aldım. Birini giderken bitirdim. Diğerini de gelirken yarıladım. (Şimdi konudan konuya atlamış gibi görüneceğim ama aslında öyle değil) Söylemesi ayıp bayramın 2. günü çiğ köfte vardı yemekte.  Çiğ köftenin yanına kıyma kavururlar. O kıymanın içine maydanoz ve ceviz koyarlar. O cevizleri kırmak üzere annem mutfağa yardıma çağırdı.

S: Kaç tane ceviz kırılacak?

A: Bilmem sen kırmaya başla bakarız.

S: Olmaz öyle! Sen bana adet vereceksin. Ben sana ne kadar sürede bitirebileceğime dair bir teklif vereceğim. Sürede ve fiyatta anlaşırsak başlarım kırmaya.

A: Yok adet madet. Ben tamam deyince bırakırsın kırmayı.

Dönerken

Dönüşte yine taksiye bindim. Bu sefer emniyet kemeri çalışıyordu :). Şu taksiciler çok alem adamlar. Amca durakta beklerken elinde taze demlenmiş davşan kanı sıcacık çay vardı. O soğukta bırakmak istemedi çayı. Bir elinde çay, bir elinde direksiyon yudumlaya yudumlaya eve kadar kullandı :).

Bir askerin itirafları!

Askerdeki sıradan günlerden biri olduğunu sanıyordum. Bölükten biraz uzaklaşmış dağdan inen dar patika yoldan çadırların olduğu bölgeye doğru ilerliyordum. Yol kenarında kayaların üzerine oturmuş elinde tüfek bulunan orta yaşlı bir adam gördüm. Adamın görüntüsünden çekinip selam vermeden hızlıca yoluma devam ettim. Arkamdan iki el silah sesi.  Biraz evvel geride bıraktığım adam tüfeğini bana doğru doğrultup ateş etmiş ve Allah’a şükürler olsun iki kere ıskalamıştı. Tüfeğine tekrar mermi doldururken üzerine doğru koşup tüfeğini elinden çekip aldım. Nasıl anladım bilmiyorum ama PKK’lı olduğunu anladım. Neden bana ateş ettiğini sordum. Pek tatmin edici bir yanıt vermedi. Kendi devletlerini kurmak vs. bir şeyler geveledi.

-Bu ülkede benim sahip olup da senin sahip olmadığın bir hak var mı?

Bu soruma da doğru düzgün bir yanıt alamadım. Bu toprakların üzerinde uzun yıllar yaşadıklarından onların hakkı olduğundan falan bahsetti. Silahını yanıma alıp onu arkada bırakarak çadırların olduğu yere vardım. Çok geçmeden komutan yanına çağırdı. Bir adres verdi ve oradan aldıklarımı İç Anadolu illerinden birine sevk etmemi emretti. Başüstüne komutanım!

Gün batmak üzereydi. Bana verilen adrese vardım. Çok eski yıkık dökük bir ekmek fabrikasına benziyordu. İçeri girdim. İçeride başka askerler vardı. Keskin, kötü, bayıltıcı bir koku tüm fırını sarmıştı.  Biraz sonra taş fırının kapağı açıldı ve içinden büyükçe bir tepsi çıkarttılar. İçindekileri görünce gözlerime inanamadım. İçi yanmış, kimi siyah, kimi koyu kahverengi insan kemikleriyle doluydu. Kemikleri, yarısı aynı şekilde insan kemikleriyle dolu olan bir çuvala doldurup bana teslim ettiler. Tek bir soru bile sormadan selam verip dışarı çıktım. Frının önünde ortası çimenlik büyükçe bir döner kavşak vardı. Kavşağı ortasından yararak karşıya geçmek istedim. Yanıma çingene çocuklarına benzer bir çocuk geldi. Çavulın içindekilerden istedi. Olmaz dedim. Yoluma devam ettim. Çocuk da aynı şekilde benimle birlikte devam etti yürümeye. İçindeki kafa taslarından birini istiyorum dedi. Dona kaldım. Çocuk nereden biliyordu içinde insan kemikleri olduğunu?! Kendimi toparlayıp hayır olmaz diye bağırdım. Çocuk peşimden ayrılmıyordu. Sinirlenip bir iki tane vurduğumu hatırlıyorum.

10-12 saate sürecek uzunca bir yol bekliyordu beni. Bir telefon kulübesi bulup annemi aradım. İç Anadolu’ya gideceğimi söyleyip helallik istedim. Orada beni ziyaret edebileceklerini söylediler. Tamam dedim. Yolculuk nasıl geçti hiç hatırlamıyorum. Oradaki birliğe gitmeden önce bir pansiyona geçtim ve anneleri tekrar arayıp bulunduğum yerin adresini verdim. Soyundum kamuflajları yatağın üzerine bırakıp bir sıcak duş aldım. Bir kaç saat sonra annemle babam geldi. Oturduk biraz sohbet ettik. Artık gitme vakti gelmişti. Kamuflajları giymek üzere tekrar odaya girdim. Yatağın üzeri boştu. Paniğe kapıldım. Oda da aranırken annem geldi. Kamuflajları çuvalıma koyduğunu söyledi. Hemen gidip çuvala baktım. Katlamış bir şekilde oradaydılar. Neyseki annem çuvalın içindeki kemikleri fark etmemişti. Giyindim. Ellerini öpüp oradan ayrıldım, sevkiyatı gerçekleştirip görevimi tamamlamak üzere birliğe doğru yola koyuldum. Dağın eteğinde şehirden 20-30 km uzaklıkta, kuş uçmaz kervan geçmez bir yerdeydi birlik. Belli bir yere kadar taşıtla geldim. Kalan 5-10 km’yi yürükmek zorundaydım. Sırtta insan çuvalı kış günü kan ter içinde ağaçların arasından zorlana zorlana yukarı yürümeye diğer bir deyişle tırmanmaya başladım. Tırmanırken bir yandan da neden insanları yaktıklarını düşünüyordum. PKK olabilirler miydi acaba?! Olsalar bile onlar da bu ülkenin vatandaşlarıydılar. Onlara bu kötülüğü neden yapıyorlardı? Belki de bu yüzden yakıyorlardı. Tanınmasınlar diye! O kadar insanın öldüğünü gören aileleri ve de hemşehrileri ayaklanmaz mıydılar?! Ölüleri gizlemenin bir yoluydu belki de bu! Bu düşünceler içinde birliğin olduğu yere vardım. Elimdekini görünce bir asker beni birliğin 600-700 m dışındaki bir alana yönlendirdi. Bahsedilen yere varınca geniş ama fazla derin olmayan bir çukur kazılmış olduğunu gördüm. Etrafta onlarca asker bekliyordu. Çuvalı çukura boşaltmaya başladım. Kemikleri çukura eşit yayılacak şekilde boşalttım. Derken ardı ardına silah sesleri… Bir grup terorist çevremizi sarıp bizi avlukaya almıştı. Yanımda bulunan askerler saldırıyı yanıtsız bırakmadılar. Bense biraz şaşkınlık, biraz korku, biraz da içi yanmış insan kemikleriyle dolmuş bir çukurun içinde olan bitene bir anlam veremiyordum. Bip bip bip rahatsız edici bir bipleme. Yoksa mayın mıydı? Saatli bomba mı yoksa? Korkudan çukurun içine çömelip gözlerimi sıkıca yumdum. Bip bip bip… Ses durmadan devam ediyordu. Cesaretimi toplayıp gözlerimi açtım. Odamdayım. Her zamanki gibi kotum kapının arkasında asılı, laptopum açık kalmış, telefonumun alarmı bip bip bip bipliyordu…

Aklından geçeni söyleyememek ve dalgınlık halleri!

Gidenlerde para çekmek ve genel alış veriş için Kamil ile Pekdemir AVM’ye gittik tabi herzamanki gibi bisikletle. AVM’nin önü mermerden 20-30 m’lik bir alan. Alanın sonunda da geniş camdan bir mekan içine bankamatikleri toplamışlar. Herneyse, AVM’nin çıkışındaki insanların arasından geçip bankamatiklere doğru deli gibi hızlandım. Arka freni tutup mermerde yarım sıfır çizip dururum diye planlarken durmak için fazla hızlı olduğumu farkettim ve önfrene de asıldım. Amaaan Tanrııııııım! Bisiklet altımdan kaydı ve ben sol tarafa, bisiklet ise düm düz doğru bankamatiklere… Düştüğüm yerde bisikleti bankamatiklere doğru o hızda giderken görünce eyvah dedim gitti bankamatiklerin camı! Bisiklet kaydı kaydı bankmatiklere çarpmak üzereyken bankamatiklerin önünde duran direğe çarptı durdu. Velhasıl ucuz atlattım. Kazanın şokunu üzerimden attıktan sonra içerip girip alışverişi tamamlayıp kasaya girdik. Kasiyere kredikartımı uzattım. Biraz sonra elime post cihazı çıktısı ve alış veriş fişimizi uzattı.

S: (Post cihazı)şifre istemedi mi?

K: Az önce girdiniz ya!?

S: :? :o 8O ?! Hadi ya!

Kazada kafayı falan mı çarptım acaba? Bu ne dalgınlıktır!

Geçen gün evsahibemiz Makbule Teyze ile tanıştık. Normalde İstanbul’da oturuyor. Bu hafta eve kombi taktırmak için gelmişti. Hem işleri halletti hem de tanışmış olduk. İş yerindeyken beni aradı. Evin durumunu anlattı ve İstanbul’a döneceğini söyledi. Aklımdan geçen “Siz gitmeden görüşemeyecek miyiz” diye sormaktı. Peki ben ne dedim? “Seni bir daha göremeyecek miyiz” :? 8O
Eyvah dedim! Ne dedim ben!

Sonuç: İstanbul’a gittiğimizde artık uğrayacağımız bir kapımız daha var :D