Kaptanın Seyir Defteri
Biraz evvel facebook’tan şöyle bir e-posta aldım.
Maalesef, e-posta bildirim ayarların kayboldu. Ayarlarını Bildirimler sayfasında sıfırlayabilirsin. Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.
Yakında
Neyiniz varsa hepsini kaybettik. Aşağıdaki parçayı size armağan ediyoruz.Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz.
Sil baştan başlamak gerek bazen …
demezler umarım ![]()
![]()
Offf vakit geç olmuş.
Saatlerimiz bir olmuş.
Gönüller bir olsun yeter.
ABD’nin uzaya gönderdiği uzay mekiğinin yakıt tanklarının genişliği 4 feet, 8,5 inçtir. (yaklaşık 1,5 m)
Uzay mühendisleri bu tankları genişletmek istemişler, ancak başaramamışlardı r.
Çünkü bu tanklar fırlatma rampasına trenle gönderilmek zorundadır ve söz konusu tren yolu tünellerden geçmektedir.
Tünellerin genişliği ise tren raylarının arasındaki genişlik olan 4 feet 8,5 inçten biraz fazladır.
Neden 4 feet, 8,5 inç?
Çünkü vaktiyle tren rayları İngiltere’de böyle yapılmıştır ve ABD demiryolları İngiliz göçmenler tarafından inşa edilmiştir.
Peki neden İngilizler bu genişliği kullanmışlar?
Çünkü ilk tren raylarını yapanlar eski tramvay yolu yapımcılarıdır ve tramvay yolunun genişliği tam olarak budur.
Tramvay rayları neden daha geniş değildir?
Çünkü bu ölçü vaktiyle at arabalarını yaparken kullanılan genişliktir
At arabalarındaki tekerlekler arasında neden bu ölçü dikkate alınmış ?
Çünkü çok eskiden beri İngiliz topraklarından gelip geçen araçlar bu ölçüyü ortaya çıkarmıştır.
Arabalar için başka bir ölçü kullanıldığında tekerlekler engebeli arazi üzerinde kalmakta ve kısa sürede bozulmaktadır.
Bu eski yol izleri nasıl ortaya çıkmış?
İngiltere’deki ilk uzun mesafeli yollar Roma İmparatorluğu tarafından kendi savaşçıları için açılmıştır.
Peki Romalıların yol izleri neden bu ölçüdeymiş?
Çünkü Roma İmparatorluğu’ nun ilk savaşçılarının arabaları yan yana getirilmiş iki atın çektiği araçlardır.
Ve iki atın poposunun genişliği 4 feet, 8,5 inçtir.
Sonuç olarak dünyadaki en gelişmiş ulaşım sisteminin füzelerinin dizaynı ikibin yıl önce yan yana getirilen iki atın popo genişliği
ile belirlenmiştir.
Bu kuralı değiştirmek ise Ay’a giden, Mars’a gitme ve uzaya açılma planları yapan
Amerikalı uzay aracı mühendislerinin bile harcı değildir ![]()
Bu yazıyı paylaşan, paylaştıran kadim dostum Günay KILIÇ’a teşekkürü bir borç bilirim ![]()
Üstün’ün yorumundan sonra ek: Yanlış bilgi için afedersiniz. 2 at poposu değil 11 at poposu genişliğindeymiş ![]()
Dün eski ev ahalisini (Kamil Yasin - Alp Eren - Zafer - Gökhan ) ziyarete gittim. Gökhan, Prof Dr Mithat UYSAL’ın Java ile Programlama kitabını okuyormuş. Kitapta karşılaştığı bir resmi gösterdi. Yarıldım ![]()
Detercancıııııı geldi hanııııım, cinayet izlerini yok eden detercanım vaaar. Para iade garantili. Halında, dantellerinden bundan gayrı kan izi kalmasın.
Biraz evvel NTVMSNBC’de görüdüğüm, yuh bea detirten bir haberi paylaşmak istiyorum.
MADRİD - Valencia Üniversitesi’nde çalışan bir ekip tarafından bulunan ürün, kan izlerini adli tıp (forensic) testlerinde bile görünmeyecek şekilde temizliyor.
Yeni temizleme ürünü, klorin içermiyor, onun yerine, ürettiği oksijen ile kanın içinde vücuda oksijen taşıyan protein olan hemoglobinin izlerini siliyor.
Üç kişilik ekibin başkanı Fernando Verdu, oksijen üreten kimyasalların DNA örneklerini de temizleyip temizleyemeyeceği üzerinde çalışacaklarını söyledi. Verdu, ürünün delilleri ortadan kaldırmak isteyen katiller tarafından kullanılma ihtimaliyle ilgili olarak da, “Suç işlemek kolay ama zor olan yakalanmamak. Katillerin büyük bir kısmı o kadar da akıllı değil. Bu tür haberleri okuyup önlem alacaklarını sanmıyorum” dedi.
Polis genellikle, katile ulaşmak için olay yerindeki kanlı giysileri ipucu olarak kullanıyor. Adli tıp uzmanları, bazı özel kimyasalları kullanarak, 10 kez yıkanmış bir giysideki kanı bile teşhis edebiliyor.
Kaynak : NTVMSNBC - Cinayet izlerini yok eden deterjan icat edildi
Forward epostaları hiç sevmem ama bu başka. Yüksek lisanstan sınıf arkadaşım Mine’nin gönderdiği epostayı paylaşmak istiyorum. Kişisel bir şey olmadığı için burada yazmayı uygun gördüm. Umarım sorun olmaz Mine ![]()
Küçükken (ben ilk okul 1 kardeşim ana okulu) kardeşim sarılık olmuştu. Hastalık henüz kesinleşmeden önce tahliller için doktora gidip geliyorlardı. Bir sonraki kan tahlili için kardeşimi yüreklendirmek isteyen annem yanımda onu övüyordu.
Nida’dan bir tüp kan aldılar hiç ağlamadı yaaa
Kardeşimi şöyle şaşkın şaşkın bir süzdüm. Bu kadar kan küçücük kızdan nasıl çıktı. Hadi çıktı diyelim nasıl ölmedi. Hadi ölmedi, nasıl ağlamadı. Olayı ancak bir sonraki tahlile beraber gidince anladım. Meğer annemin tüp dediği şey küçük bir ucu kapalı boruymuş ben 12 kg’lık mutfak tüpü sanıyordum ![]()
Yine ilkokul yılları. Okumayı yeni öğrendiğim dönemler. Altınözü’nde (Hatay’ın 5000 nüfuslu minik bir ilçesi) oturuyoruz o zamanlar.
Ne zaman bayram olsa çarşının girişine kocaman bir Mustafa Kemal resmi ve “ATAM İZİNDEYİZ” yazısı asılır. O zamanlar bayram nedeniyle herkes izin almış, kimse işe gitmiyor bu yüzden de izinli olduklarını ataya haber vermek için o yazıyı astıklarını sanıyordum ![]()
Atam izindeyiz bak demedi deme ![]()
Böyle vardır çok aptallığım ama aklıma ilk gelenler bunlar. Aa dur bi tane daha var.
Yine ilk okul zamanları 3. veya 4. sınıftayım. Antakya’dayiz o dönemlerde. Herneyse. Ailecek ekran başına toplanmış Reha Muhtar’ın sunduğu haberleri izliyoruz. Tuttum tuttum sonunda dayanamayıp çok masumane sordum bizimkilere
-Reha muhtar nerenin muhtarı?
-?! Puhahahaha
tabi böle benim gibi heyvani değil
Seni çok özledik Reha Muhtar her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan ![]()
Çok uzatmadan Mine’nin gönderdiği epostayı kopiii peyyst vasıtasıylen paylaşıyorum.
> Acı kaybımız
> 3 ay önce ailemize katılan, Necmi ismini verdiğimiz kaplumbağamız dün
> vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesine gömdük.
> Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip Necmi’yi aldığımız
> dükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda ”Abi onlar
> kış uykusuna yatar” cevabını almış bulunmaktayız, hepimizin başı
> sağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.
> Annemin Maceraları
> Shrek’in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el ele
> tutuşmuş Shrek ve Fiona’yı gören annem, ‘Bunlar Süleyman ve Nazmiye
> Demirel çifti mi?’ diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.
> Alfabe
> Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışı
> istiyorum. Daha ikinci gün: ‘Örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeye
> mi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi?’ deme
> cesaretini gösterdiği için.
> Annem!
> ‘Bu taraf bitti.’ diye CD’yi arkasına çeviren ve sonra da ‘CD çalar
> çalışmıyor!’ diye feryat eden anneme alkış az geliyor!
> Modem
> Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem
> ‘Bu ne?’ diye sordu. Ben de kolay anlasın diye ‘Hani benim bilgisayarım
> var ya onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu
> zorunlu.’ diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni; ‘Yani
> modem bu’ dedi ve konu kapandı…
> Yaz Okulu
> Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite
> öğrencisine gelsin. Bu yaratıcılığa şapka çıkartılır.
> Beyin göçü
> Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim
> midibüsünde yanındaki arkadaşına dert yanmaktadır. ”Şekerim dördüncü
> kez girdim ÖSS’ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika’ya o
> olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeaa!” Sen git, masrafları ben
> karşılıyorum.
> Alman yazar
> Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa
> dönüp ‘Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır’ diyen hocaya,
> ‘Niye, kağıt bulamamış mı?’ cevabını veren arkadaşa gönderelim.
> Düz mantık
> Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında ”Bu ev kiralıktır” yazılı
> bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka
> evin camında ”Bu da” yazısını görürseniz bilin ki Trabzon’dasınız.
> İngilizce yazılısı
> Bir alkış da ingilizce sınavında ‘Nice ……..’ şeklindeki boşluğu
> ‘Nice mutlu yıllara!’ şeklinde dolduran, dahi mi aptal mı olduğunu
> henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.
> Hügo’lar Beşledi
> Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli
> olarak okurken V. Hugo’ya ‘Beşinci Hugo’ diyen arkadaşımıza gelsin.
> Ne zaman?
> Kardeşim karne almıştı. Fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, babamla
> beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu; ‘Sakın çocuğun moralini
> bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin.’ Uyarılar özellikle babama
> yönelikti; ‘Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma.’ Babam daha
> fazla dayanamadı ve sordu; ‘Karne için ne zaman özür dileyeceğiz?’
> Havale
> Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki
> gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor:
> ‘Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?’ Teyzem cevap veriyor:
> ‘Bu paranın hayrını görme İnşallah yazalım.’
> Lamba
> Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta
> geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons: ‘Bacım o
> geçtiğin gece lambası değildi, çek sağa.’
> Hacim nedir?
> Öğretmen bir arkadaşımdan naklen; 5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2.
> sorusu: ‘Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız.’ Öğrencimizden
> gelen cevap: ‘Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?’
> Asabi Polis
> Hareketli bir Bağdat Caddesi akşamında, polis abilerimiz rutin olduğu
> üzere devriye gezmektedir. Işıklarda müşteri bekleyen taksiye
> yaklaşılır ve; ”Ticari, bekleme yapma, devam et.” anonsu yapılır.
> Camdan eliyle ‘1 saniye’ işareti yapan taksiciye, ikinci ve çok
> manidar anons gelir ardından; ”Ticari, benne pölümüye girme! Devam et
>dedik!”
> Neden olmasın
> 5 yaşındaki yeğenime babası soruyor: ‘Büyüyünce ne olacaksın kızım?’
> ‘Asena olacağım babacım; sen ne olacaksın?’ Babası gayet sakin cevap
> veriyor: ‘Katil’ İkisine de meslek hayatlarında başarılar.
Herşeyi planlamıştım aşağı yukarı. O kapıdan girmek üzereydim. Gülümsüyordum. Ta ki kapı hiç beklemediğim anda yüzüme kapanana kadar. Tüm umutlarımla, hatalarımla, sinirimle, pişmalıklarımla kapıda kalmıştım. Kapının kapanışı bir türlü gözümün önünden gitmiyordu. Öyle bir duyguydu ki bu, duygu kelimesi artık somutlaşmış yalnızlığın soğuğunda bile alev alev hissettiriyordu bana kendimi. Resmen ve yasal yollardan öldürüyordu beni!
Oysa bilmiyorum ki mutluluğa giden kapılar tek değil. Bir kapı suratıma çarpıldıysa kafamı kapıya dayayıp yanmanın hiç gereği yok! Bir toparla kendini, diz çöktüğün yerden kalk, çevir kafanı, dön bir bak etrafına. Yürünecek onlarca yol, çalınacak kapılar var. Hastasın arkadaşım sen biliyorum. Kalbinle mantığın savaşıyor. Hiç biri tam olarak sana ne yöne gideceğini söylemiyor. Boşluktasın biliyorum. O kapıdan girmekten başka planın yoktu. Başın avuçlarının arasında diz çökmüş yanıyorsun farkındayım. Sen de farkında ol, ne ilksin ne sonsun. Kim bilir daha kaç kez kapıda kalacaksın. Buna hazır ol. Şimdi kalk ayağa dostum. Saat geç oldu kalkman lazım. Biliyorum kalbin orada kalmak istiyor. Bir müddet onu dinleme, takma hiç. Başka çözümü yok anlaman lazım. Sana kızacaktır elbet. İçini sıkacaktır, gözünü yaşartacaktır ama sen bir müddet o yok gibi davran. O da anlayacaktır elbet yanlış yerde durduğunu. Kalk dostum bak vakit geç oldu epey. Gün kararacak birazdan. Şimdi ver elini hadi…
Tanıyanların bildiği üzere 4 yılı aşkın süredir Denizli’de yaşıyorum. Denizli’de tanınmış iki tane marketler zinciri var. Bunlardan bir tanesi GÜN diğeri ise PEKDEMİR ÇİFTLİĞİ. Ne yazık ki ikisi de aynı görüşe sahip.
Çanta taşıyanlar potansiyel hırsızdır.
Tamam, eyvallah belki olay bakış açısına göre değişir ama ben iyi açıdan bakmıyorum.
Diyelim ki alış-verişten geliyorsunuz. Elinizde bir ya da bir kaç poşet veya çanta var. Eve dönerken haftalık market alış-verişini de aradan çıkartayım istediniz ve bahsettiğim marketlerden birine girdiniz. Girişteki güvenlik görevlisi sizi sıcak kanlılıkla karşılayacak ve elinizdeki eşyaları ona emanet edip rahat rahat alış-verişinizi yapacaksınız. Öyle mi? Bence değil. Uzun süreli alış-verişte belki rahatlık sağlar ama bir ekmek alıp çıkacaksanız bu sizi rahatsız eder. Mesela Çınar’daki Gün için; elimde çantam (çınar meydanı tarafından geldiğim için) garaj giriş kapısından giriyorum. Çantamı emanet etmeden hızlıca bir ekmek ya da çerez vs alıp çıkmak istiyorum. İçeri doğru ilerledikten sonra bir güvenlik görevlisi sizi çeviriyor ve elinizdeki çantayı zorla emanete bıraktırıyor. Bazen laptop çantasını bile bırakıyorum. Zaten sıkış tepiş dolu laptop çantasına ne koyabilirim ki çalayım. Neyse ekmeğimi alıyorum. Garaj kapısının önündeki kasalar daha kalabalık olduğu için sıraya girmek yerine Eflatun Sokak tarafındaki kasalara gidiyorum. Alış-verişimi hızlıca tamamlıyorum. Sen öyle san Sami, çantan diğer kapıda kaldı. Marketten aldığım eşyalarla birlikte dışarıdan marketi dolanıp tekrar garaj tarafından girip emanet ettiğim eşyalarımı alıp çıkıyorum. İşkenceee. Aynı durum Pekdemir için de geçerli. Maalesef çantamı emanet ettiğim danışma, express kasaya en uzak yer.
Elin cavuru diyor ki
İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim
Robert Bosch
Gel gör ki bizimkiler üç kuruş kaybetmemek için kimseye güvenmiyorlar. O zincire halka ekleyen insanları hırsız yerine koyuyorlar. Yalnız anlamadığım olay gelen insanların hepsi sabıkalı sanki. Güvenlik çantayla girmene izin vermiyor. Millet normal karşılıyor nanasını satayım.
-Çantamı mı istiyor. Normal belki dayanamam bir şeyler çalarım.
-Leeeeynn sen bana güvenmiyorsan ben sana niye güveneyim leeeyn belki çantamdan bir şey çaldınız. Nerden bilecem. Benim sen gibi güvenlik kameramda yok ulaan.
Samiii yeeeteeeeer lan içim sıkıldı
I cheated myself
Like I knew I would
I told ya, I was trouble
You know that I’m no good
Bu günce Sami Beyoğlu'nun sağdan soldan derlediği, yeni farkına vardığı, etrafında olup biten hallerden oluşmaktadır. Bu temayı kendisini yeni denemiş olup tez zamanda Türkçeleştirecektir. Esen kalın.
Son Yorumlar