Nerden başlasam bilemiyorum. Böyle dediğime göre uzun bir yazı olacağa benziyor. Yani pek az kişi okuyacak bu yazıyı! Ben dahil pek çok kişi sevmez uzun resimsiz yazıları okumayı. Televizyonlar evlere girdiğinden beri televizyon çocuğu olduk. Sonra bir dönem bilgisayar çocuklarıydık. Şimdilerde de internet çocuklarıyız. Artık sadece göz gezdiriyoruz, tarıyoruz, izliyoruz, iletişim kuruyoruz. Fark? Fark açık seçik belli değil mi zaten. Artık dudaklarımızla değil ellerimizle konuşuyoruz. Tıpkı benim şu an da yaptığım gibi. İşe gidiyoruz, ellerimiz rahat durmuyor. Sürekli bilgisayar başında kimileri faturaları giriyor, kimileri bir şeyler alıp satıyor, kimileri dilekçe dolduruyor… Bunca iş arasında bir mola veriyorz bir bardak çay/kahve alıp onu da yine ekran başında haber sitelerinde, bloglarda, youtube’da, facebook’da, msn’de geçiriyoruz. Biz nasıl yaşıyoruz (ya da yaşıyor muyuz) ?
Sonra yoğun bir iş gününün ardından eve geliyoruz. Biraz dinlenip bir şeyler atıştırıyoruz. Sonra yine bir ekran bulup karşısına geçiyoruz. Sırf bu kadarla kalsa iyi. O sihirli, renkli kutulara öyle bir inanıyoruz ki! Hiç sorgulamadan! Kutu ne söylerse doğrudur. Kutu ne derse öyle yaşıyoruz. Kutuya inanıyoruz kendimizi beğenmez oluyoruz kilo verme derdine düşüyoruz, kutuya inanıyoruz solcu oluyoruz, sağcı oluyoruz, dinci oluyoruz, dinden çıkıyoruz, başımızı kutuya göre açıp kapıyoruz, kutuya göre yola geliyoruz ya da yoldan çıkıyoruz,sapıtıyoruz… Sorgusuz sualsiz inanıp itaat ediyoruz kutuya. Sorgusuz sualsiz inanç!
Kaçımız sorgusuz, sualsiz inanabiliyoruz? Sorun inanmak değil aslında. Sen önce inanmak istiyor musun onu soracaksın kendine. Neye inanmak istiyorsan çevren ona göre değişecek, beynin ona göre algılayacak her şeyi. İnanırsan vardır herşey. İnanırsan vardır dinler, diller, insanlar, hayat!
Ahh hayat nesin sen?! Neden varsın, nasılsın, amacın nedir ..? Düşününce o kadar can sıkan sorular ki bunlar.
Sen kalk doğ, sonra bir yaşa gel okula başla, bir müddet oku, sonra iş bul çalış eşek gibi. Ne için? Ha!
Hayatta kalmak için.
Olayın en alaylı tarafı da hayatta kalmak, yaşama devam etmek için eşek gibi çalışmamıza rağmen sonunda ölecek olmamız!!!
İnsan sormadan edemiyor, ben kimim, neyim diye. Sen nesin biliyor musun?
Bunu öğrenmenin en iyi yolu; değer verdiğin bir kaç insanı al oturt masaya. Orada olduğunu bilmesinler ya da yokmuşsun gibi rahat konuşsunlar. Seni konuşsunlar. Kendine bir kez de dışarıdan bak. Öyle aynadaki gibi aldatıcı da olmaz üstelik.
Ben geldim, gidiyorum. Arkamda bir kaç ayak izi. Kaç adımımı gururla attım acaba, kaç adımımdan pişmanlık duyuyorum? Sırf yolu boşaltmak için arkadan gelenlerin iteklemesiyle mi yürüyorum yoksa? Kaç kişinin yol göstericisiyim? Kaç kişi yanımda yürüyor? Kaç kişinin elinden tutuyorum. Tüm hayat bir kaç adımlık yol. İşte bu bir kaç kişinin konuşması şu ana kadar ki yolculuğunu özetliyor sana…
Devam edemeyeceğim. Affola.