Archive for the ‘Basliksiz’ Category

 
Eki
24
Posted (Sami) in Basliksiz on Ekim-24-2008

I cheated myself
Like I knew I would
I told ya, I was trouble
You know that I’m no good



 
Eki
24
Posted (Sami) in Basliksiz on Ekim-24-2008

Sms yazarken hız kazandırsın diye T9 sözlük kullanıyorum. 40 dk önce yazarken sözlükte Almancı diye bir kelime olduğunu fark ettim. Sözlüğe bile sokturmuşuz bu lafı helal olsun.



 
Eki
21
Posted (Sami) in Basliksiz on Ekim-21-2008

Bilgi İşlemden Süleman Abi karısı ve kızı için yazdığı şiirleri sayfamda yayınlayıp yayınlayamayacağımı sordu. Süleyman Abiyi asla kırmayız, kıramayaz ;)

Read the rest of this entry »



 
Eki
20
Posted (Sami) in Basliksiz on Ekim-20-2008

Her kış aksatmadan belli bir dönemde soğuk algınlığı ya da gribe yakalanıyorum. Bazı kışlar hemen iyileşip tekrar hastalanma fırsatı buluyorum. Bazı kışlarda da tam iyileşemeyip 2 ay kuru öksürükle dolanıyorum. Grip ve soğuk algınlığı gibi önemsiz saydığımız! (benden başka önemsiz bulan vardır heralde) hastalıklarda ilaç kullanmaya karşıyım. Hal böyle olunca da hastalığım uzun sürüyor tabi. Geçen yıl da aynı şekilde ilaç kullanmamam ve Merve’nin halime acıyıp alternatif tedavi yollarından birini, bal ile karabiberi karıştırıp yememi önermesi üzerine onu dinleyip ufak bir tabakta bir karışım hazırladım. İlk gün ve ikinci gün bir çay kaşığı tattıktan sonra mutfakta (unutmamak için) görebileceğim bir yere koydum. 2 ay boyunca orada süs eşyası gibi bekledi. Karabiberli bal daha sonra yapılan genel bir temizlikte çöpü boyladı.

Bu yıl 22.sini düzenlediğim Geleneksel Soğuk Algınlığı ve Grip Etkinlikleri‘ne dün arkdaşım Pınar katıldı. Beraberinde;

  • 3 adet kuşburnu
  • 2 adet Vermidon® Hot
  • 1 adet Tylol®Hot
  • 8 tablet Theraflu® forte

getirmiş sağolsun. Dünden beri sadece 1 tablet Theraflu® forte ve bir kuşburnu tükettim. Birazdan Vermidon® Hot hazırlamayı düşünüyorum.

İlaçlara karşıyım ama neden? Çünkü:

“Beni öldürmeyen şey güçlü kılar”
Nietzsche

Şaka bir yana ilaçlar her zaman gerçekten iyileştirmiyorlar. Vücudun belli bölgelerinin çalışmalarını engelleyip iyileşmiş izlenimi yaratıyorlar. Öksürük şuruplarının bazıları da bu şekilde işliyor. Aynı morfin gibi. Dün okuduğum bir yazı, kuru öksürük için verilen öksürük şuruplarının beynin hipo-öğürikus kısmını etkileyip (adını hatırlayamadığım için ben uydurdum şimdi ;) ) bu bölgenin görevini tam olarak yerine getirmesini engelleyerek hastasının öksürme sıklığını azaltığından bahsediyordu. İlaçlar bazen bu yolla bazen de psikolojik olarak iyileştirmiş etkisi yaratıyor. Tıpkı kuzenin (Bilgin Ablam) bonibonla nenemi iyileştirmesi gibi :) Şahsi görüşüm hasta olduğumuz dönemde ilaç kullanmak yerine, hasta olduğumuz ve olmadığımız dönemlerde mevsim sebze ve meylerini dengeli olarak tüketip vücut direncini arttırmak. Mevsimin altını çizdim çünkü ister ilahi hikmet/kudret olarak nitelendirelim isterse de doğanın hediyesi olarak nitelendirelim. Her meyve ve sebze insanın ihtiyacı olan dönemde canlanacak şekilde yaratılmıştır/oluşmuştur. Portakal ağacının C vitamini ihtiyacımızı kışın karşılamak üzere meyve vermesi veyahut da karpuzun en susuz anımızda bir yerlerden su bulup ve depolayıp bize ikram olunması gibi.

Konumuz soğuk algınlığıydı. Biraz araştırmadan sonra grip neymiş soğuk algınlığı neymiş eccük öğrendim. Sizlerle paylaşayım istiyorum.

Grip

Grip anlatılana göre solunum sisteminde meydana gelen Influenza virüslerinin (bunlar A-B-C diye ayrılıyorlar) sebep olduğu yüksek derecede bulaşıcı viral bir enfeksiyonmuş. Viral nedir peki? Sesli sözlüğe göre viral, virüs ile ilgili demekmiş. Avrupa dillerinin çoğunda bu kelime viral diye geçiyor. Bizimkiler de bu kelimeyi Türkçemize “viral” olarak geçirmişler. Bence virüssel olarak geçirilseydi hem daha mantıklı hem de anlaşılması kolay olur. Konu dilden açılmışken aklıma 1. sınıftaki bir olay geldi. Anlatmadan geçmeyeyim. Hangi ders olduğunu hatırlamıyorum. A.Kadir Hoca harıl harıl bir şeyler anlatıyor, biz de dinliyoruz. Kadir Hoca’nın özelliğidir. Bazı kelimelerin Türkçelerini hatırlamaz ve bize sorar. Yine o takıldığı anlardan biri

A.Kadir Hoca: Option’ın Türkçesi neydi ya?
Alp Eren: Opsiyon
Hep birlikte: :D

Konuyu çok dağıtmayayım. Ne diyordum haah. Viral bir enfeksiyondur. Genellikle 1-2 hafta içinde hastalar iyileşiyorlarmış ama direnci düşük hastalarda veya yaşlılarda hastalık ilerleyip hayatı tehdit eden zatüre gibi hastalıklara dönüşebiliyormuş. En fazla görüldüğü aylar Ekim – Mart aylarıymış. Mevsim değişikliğinin gerçekleştiği aylar olduğundan olabilir (tabi bu benim bilimsellikten uzak uydurmam)

Soğuk Algınlığı

Soğuk algınlığına ise %90 ihtimalle virüsler sebep oluyormuş. Soğuk algınlığına sebebiyet veren 200′ü aşkın virüs türü varmış.
En güzel ve popülerleri:

  • Hinovirus %15-40
  • Coronavirüsler %10-20
  • Parainfluenza Virüsü %5-10
  • Respiratuar Sinsisyal Virüs %6

bunlarmış.
Soğukalgınlığı kişiden kişiye bulaşırmış. Başlangıçta bu bulaşmanın “damlacık enfeksiyonu” ile yani aksırma, öksürme, böğürme ile etrafa saçılan damlacıkların içindeki virüslerin havada kalması ile olduğu sanılmaktaymış. Ancak şimdi mevcut kanıtlar bulaşmanın virusu almış hastanın elinden hassas insanlara geçmesi ve hassas bireylerin de nazal (ağız-burun) mukozalarına sürmeleri ile olduğu yönündeymiş. Bu nedenle soğuk algınlığının bulaşmasını engellemenin yolu ellerin sık yıkanmasıymış.

Neler yapmalıymış?

  • 39 C’yi geçen ateş
  • Sürekli yada çok kıvamlı balgam üreten öksürük
  • Nefes alırken ağrı
  • Devamlı kulak ağrısı
  • Şişmiş lenf bezleri
  • Yutkunurken zorlanma

Bu belirtilerden birinin görülmesi halinde hemen doktora gidilmeliymiş.

Bana göre ne yapmalı / ne yapmamalıymış?

  • Adam gibi beslenmeliymiş
  • İşe gitmemek için bahane göstermemeliymiş
  • Bonibon yemeliymiş

Peki farkları neymiş grip ile soğuk algınlığının

SOĞUK ALGINLIĞI GRİP
Ateş nadir 38-39°
Başağrısı nadir sürekli
Genel ağrı ve sızı az genellikle
Yorgunluk hafif 2-3 hafta
Tıkalı burun genellikle bazen
Hapşırma genellikle bazen
Boğaz Ağrısı genellikle bazen
Öksürük nadir genellikle
Komplikasyonları sinüzit ve kulak ağrısı bronşit, zatürre
Engellemek hiç bir şey yapılamaz Aşılama ve antiviral ilaçlar
Tedavi belirtiler geçici olarak ortadan kaldırılır. Belirtiler görülmeye başlandıktan sonraki ilk 48 saatte antiviral tedavi başlanması ve belirtileri gidermeye yönelik tedavi


Sizce ben Nezle miyim Grip mi?
Ateş 37-38°
Başağrısı sürekli
Genel ağrı ve sızı orta
Yorgunluk biraz
Tıkalı burun genellikle
Hapşırma ara sıra
Boğaz Ağrısı henüz yok
Öksürük ara sıra

Yazıyı ilkokul birinci sınıfta öğrendiğim güzel bir maniyle bitirmek istiyorum :)

Üşüdüm üşüdüm
Daldan elma düşürdüm
Elmamı yediler
Bana deli dediler
Delilikten çıktım
Beyoğlu’na gittim
Beyoğlu hasta
Çorbası tasta
Et yemez
Süt içmez
Bu ne biçim hasta
Kızım saçını öreyim
Seni Beyoğlu’na vereyim :D

Kaynak:





 
Eki
14
Posted (Sami) in Basliksiz on Ekim-14-2008

Bayramda öğleye doğru eniştemler ziyarete gelmişlerdi. Bizi de kahvaltıda yakalayınca o kelimeyi söyleyiverdi.
-Ne o kaynana çatlatan mı yapıyorsunuz?
-?!

Seslisozluk diyor ki:

Brunch

1. i., k. dili öğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek; kuşluk yemeği. geç kahvalti, erken ögle yemegi. geç yapılan kahvaltı. geç yapılan kahvaltı. i., k. dili öğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek; kuşluk yemeği. branç, kahvaltı ile öğle yemeği birleştirilen öğün.
2.  hem kahvaltı hem de öğle yemeği yerine geçen öğün, branç, dili sabah ile öğle arasında yenen, k, i.
3. geç kahvaltı/erken öğle yemeği.
4. sabah ile öğle arasında yenen hem kahvaltı hem de öğle yemeği yerine geçen öğün.
5. geç yapılan kahvaltı.
6. geç kahvalti. erken ögle yemegi.
Tabi ben de boş durmadım sözlüğe katkıda bulunup 7. anlamı ekledim.
7. Kaynana çatlatan :)





 
Eyl
22
Posted (Sami) in Basliksiz on Eylül-22-2008

La Cucaracha vikipediye göre Meksika Halk Şarkısıymış. Sözler ve anlamı şu şekilde:

Orjinali

La cucaracha, la cucaracha
Ya no puede caminar
Porque no tiene, porque le falta
Marijuana que fumar.

Türkçe
Hamamböceği, hamamböceği
Artık yürüyemiyor
Çünkü hiç yok, çünkü ihtiyacı var,
esrar içmeye



 
Ağu
25
Posted (Sami) in Basliksiz on Ağustos-25-2008

Nerden başlasam bilemiyorum. Böyle dediğime göre uzun bir yazı olacağa benziyor. Yani pek az kişi okuyacak bu yazıyı! Ben dahil pek çok kişi sevmez uzun resimsiz yazıları okumayı. Televizyonlar evlere girdiğinden beri televizyon çocuğu olduk. Sonra bir dönem bilgisayar çocuklarıydık. Şimdilerde de internet çocuklarıyız.  Artık sadece göz gezdiriyoruz, tarıyoruz, izliyoruz, iletişim kuruyoruz. Fark? Fark açık seçik belli değil mi zaten. Artık dudaklarımızla değil ellerimizle konuşuyoruz. Tıpkı benim şu an da yaptığım gibi. İşe gidiyoruz, ellerimiz rahat durmuyor. Sürekli bilgisayar başında kimileri faturaları giriyor, kimileri bir şeyler alıp satıyor, kimileri dilekçe dolduruyor… Bunca iş arasında bir mola veriyorz bir bardak çay/kahve alıp onu da yine ekran başında haber sitelerinde, bloglarda, youtube’da, facebook’da, msn’de geçiriyoruz. Biz nasıl yaşıyoruz  (ya da yaşıyor muyuz) ?

Sonra yoğun bir iş gününün ardından eve geliyoruz. Biraz dinlenip bir şeyler atıştırıyoruz. Sonra yine bir ekran bulup karşısına geçiyoruz. Sırf bu kadarla kalsa iyi.  O sihirli, renkli kutulara öyle bir inanıyoruz ki! Hiç sorgulamadan! Kutu ne söylerse doğrudur. Kutu ne derse öyle yaşıyoruz. Kutuya inanıyoruz kendimizi beğenmez oluyoruz kilo verme derdine düşüyoruz, kutuya inanıyoruz solcu oluyoruz, sağcı oluyoruz, dinci oluyoruz, dinden çıkıyoruz, başımızı kutuya göre açıp kapıyoruz, kutuya göre yola geliyoruz ya da yoldan çıkıyoruz,sapıtıyoruz… Sorgusuz sualsiz inanıp itaat ediyoruz kutuya.  Sorgusuz sualsiz inanç!

Kaçımız sorgusuz, sualsiz inanabiliyoruz? Sorun inanmak değil aslında. Sen önce inanmak istiyor musun onu soracaksın kendine. Neye inanmak istiyorsan çevren ona göre değişecek, beynin ona göre algılayacak her şeyi. İnanırsan vardır herşey. İnanırsan vardır dinler, diller, insanlar, hayat!

Ahh hayat nesin sen?! Neden varsın, nasılsın, amacın nedir ..? Düşününce o kadar can sıkan sorular ki bunlar.
Sen kalk doğ, sonra bir yaşa gel okula başla, bir müddet oku, sonra iş bul çalış eşek gibi. Ne için? Ha!
Hayatta kalmak için.
Olayın en alaylı tarafı da hayatta kalmak, yaşama devam etmek için eşek gibi çalışmamıza rağmen sonunda ölecek olmamız!!!

İnsan sormadan edemiyor, ben kimim, neyim diye. Sen nesin biliyor musun?
Bunu öğrenmenin en iyi yolu; değer verdiğin bir kaç insanı al oturt masaya. Orada olduğunu bilmesinler ya da yokmuşsun gibi rahat konuşsunlar. Seni konuşsunlar. Kendine bir kez de dışarıdan bak. Öyle aynadaki gibi aldatıcı da olmaz üstelik.

Ben geldim, gidiyorum. Arkamda bir kaç ayak izi. Kaç adımımı gururla attım acaba, kaç adımımdan pişmanlık duyuyorum? Sırf yolu boşaltmak için arkadan gelenlerin iteklemesiyle mi yürüyorum yoksa? Kaç kişinin yol göstericisiyim? Kaç kişi yanımda yürüyor? Kaç kişinin elinden tutuyorum. Tüm hayat bir kaç adımlık yol. İşte bu bir kaç kişinin konuşması şu ana kadar ki yolculuğunu özetliyor sana…

Devam edemeyeceğim. Affola.



 
Ağu
24
Posted (Sami) in Basliksiz on Ağustos-24-2008

….

Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Sil baştan sevmek gerek bazen
Herşeyi unutmak
Sanki bugün son günmüş gibi
Dolu dolu yaşamak istiyorum ben
Her ne çıkarsa yoluma
Selam verip yürümek istiyorum ben
Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Sil baştan sevmek gerek bazen
Herşeyi unutmak