Herşeyi planlamıştım aşağı yukarı. O kapıdan girmek üzereydim. Gülümsüyordum. Ta ki kapı hiç beklemediğim anda yüzüme kapanana kadar. Tüm umutlarımla, hatalarımla, sinirimle, pişmalıklarımla kapıda kalmıştım. Kapının kapanışı bir türlü gözümün önünden gitmiyordu. Öyle bir duyguydu ki bu, duygu kelimesi artık somutlaşmış yalnızlığın soğuğunda bile alev alev hissettiriyordu bana kendimi. Resmen ve yasal yollardan öldürüyordu beni!
Oysa bilmiyorum ki mutluluğa giden kapılar tek değil. Bir kapı suratıma çarpıldıysa kafamı kapıya dayayıp yanmanın hiç gereği yok! Bir toparla kendini, diz çöktüğün yerden kalk, çevir kafanı, dön bir bak etrafına. Yürünecek onlarca yol, çalınacak kapılar var. Hastasın arkadaşım sen biliyorum. Kalbinle mantığın savaşıyor. Hiç biri tam olarak sana ne yöne gideceğini söylemiyor. Boşluktasın biliyorum. O kapıdan girmekten başka planın yoktu. Başın avuçlarının arasında diz çökmüş yanıyorsun farkındayım. Sen de farkında ol, ne ilksin ne sonsun. Kim bilir daha kaç kez kapıda kalacaksın. Buna hazır ol. Şimdi kalk ayağa dostum. Saat geç oldu kalkman lazım. Biliyorum kalbin orada kalmak istiyor. Bir müddet onu dinleme, takma hiç. Başka çözümü yok anlaman lazım. Sana kızacaktır elbet. İçini sıkacaktır, gözünü yaşartacaktır ama sen bir müddet o yok gibi davran. O da anlayacaktır elbet yanlış yerde durduğunu. Kalk dostum bak vakit geç oldu epey. Gün kararacak birazdan. Şimdi ver elini hadi…