"Neque porro quisquam est qui dolorem ipsum quia dolor sit amet, consectetur, adipisci velit..."
"Acıyı seven, arayan ve ona sahip olmak isteyen hiç kimse yoktur. Nedeni basit. Çünkü o acıdır..."
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yayımladığı yazılı yayınlardan birinde orucun amaçları ve faydaları şu şekilde anlatılıyor.
Oruç, nefsin isteklerinden iradî olarak uzak durma olması yönüyle bir irade eğitimine, açlık ve susuzluğun verdiği sıkıntıya dayanma yönüyle de bir sabır eğitimine dönüşmektedir. İnsanın hayatta başarılı olabilmesi için irade hâkimiyeti ve güçlükler karşısında dayanabilme gücü de önemli bir role sahiptir. Nefsin isteklerinin kontrol altına alınmasında, ruhun arındırılıp yüceltilmesinde oruç etkili bir yoldur. Bu orucun değişik biçimlerde de olsa hemen bütün din ve kültürlerde riyâzet ve mücâhede yolu olarak mevcut olmasını da açıklar.
Aynı yayınında şöyle devam ediyor:
Oruç, yoksulların durumunu daha iyi anlamaya, dolayısıyla onların sıkıntılarını giderme yönünde çaba sarfetmeye de vesile olur. “Tok, açın halinden anlamaz” atasözü de bunu ifade eder.
Biz de bu Ramazan’da Kamil ile sadece açların ve yoksulların halinden değil evsizlerin de halinden anlamaya çalışıyoruz. Öncelikle buluduğumuz evi boşaltıp eşyalarımızı sokağa taşıdık. Sonra imsak - iftar vakitleri arasında sadece yemeden,içmeden değil evden de uzak kalmaya çaba sarfediyoruz. Gündüzleri işyerinde geçirip iş yerinden arta kalan vakitleri de dışarıda aç susuz ev arayarak geçiriyor, iftar vaktinin girmesiyle birlikte kâh Ramazan çadırına kâh arkadaşların evine sığınıyoruz. Bu ibadetimizi gerçekleştirmede bize büyük katkı sağlayan kaporasını verdiğimiz, evini boyayıp temizlediğimiz ve eşyalarımızın yarısını taşıdığımız halde bizimle laf dalaşına girip evi boşaltmamıza neden olan Mahmut Amcaya sonsuz teşekkürlerimizi iletiyoruz.
Dün Hizlial.com’da arkadaşım Murat kampanya olduğunu söyledi. Kodak EasyShare C1013 dijital fotoğraf makinasını 250TL yerine 50TL’ye satıyorlarmış. Siteye girdiğimde satışın 13:00-13:30 arası olduğunu belirten bir resim vardı anasayfalarında. Neyse beklemeye koyulduk topluca. 13:00-13:30 arası sayfaya her girdiğimizde biraz bekletip Error.aspx isimli hata sayfasına yönlendirdi bizi.Yaklaşık 13:20 ‘ye kadar durum bu şekildeydi. 13:20 gibi anasayfalarındaki kampanya duyurusundaki saatin 14:00-14:30 olarak değiştirildiğini fark ettik. Aynı durum 14:00-14:30′da da tekrarladı. Birer saatlik periyotlarla kampanya duyurusundaki satış saati 1 saat ileri alındı ve 18:45′e kadar ertelenmeye devam edildi. Son girilen kampanya duyurusunda satışın 18:45-19:00 arasında olacağı yazılıydı. 18:45′te doğal olarak yine error.aspx sayfasına yönlendirildik. Tekrar tekrar denememizin ardından 18:55′te ürün sayfası açıldı. Ürünü sepete eklemeye kalktığımızda yine error.aspx sayfasına yönlendirildik. Bu durum 19:01 e kadar devam etti. Saat 19:00′da açılmayan site saat 19:01′de gayet güzel takılmadan açılmaya başladı. Bu durum insanı biraz işkillendiriyor tabi. Ya engin yazılım mühendisliği yöntemleriyle kodlanan ve gelişmiş donanımlar üzerinde çalışan site aktif kullanıcı sayısı 9-10 olunca nefes alamıyor, göçme durumuna geliyor. Ardından saatlerin 19:01′i göstermesiyle 5 kullanıcı siteden ayrılıyor ve her şey normale dönüyor. Ya da Hizlial.com’un mühendisleri yanlışlıkla kampanyalarda aşağıdaki gibi bir kod kullanıyorlar!
(Sami), 9-Temmuz-2009 tarihinde Hö Dialogları kanalına eklemiştir.
Bugün bir haller oldu bana. Yok yok havada durmadım beyblade sadriydi o. Gün boyu neşem pek yerinde değildi, bir dinginlik, karamsarlık, bıkmışlık vb. vardı üzerimde. İşe pek odaklanamadım. Anlamsız anlamsız mönitöre bakıp kodarmaya çalıştım ama pek olmadı. Bahsettiğim hal bu değil tabi ki.
Öğle yemeğindeyken 6-7 kişi yuvarlak masada oturmuş konuşuyorduk. Konu kampüs içinde çalışan ringin tek otobüse düşmüş olmasıydı. 2 otobüs pahalı geldi yorumları yapılıyorken. Tepeye inşaat mühendisliğinin oraya İstanbul’daki feniküler hesabı bir makara konup iki otobüs birbirine bağlansa biri inerken diğeri çıksa diye hayal kuruyordum. Nasıl olur gibisinden düşünürken Ceyda “iki otobüsü bağlasalar birbirine…” diye tam da düşündüğümü söyledi. Biraz şaşırdım. Neyse yemekten sonra bilgi işleme döndüm. Gökhan oradaydı. Hoş beş 3-5 lafladıktan sonra ben işime döndüm. Gökhan da arkadaşına mesaj yazmaya başladı. Nerden esti bilmiyorum Candan Erçetin’in bir parçasını mırıldanmaya başladım. Gökhan durdu. Şaşkın şaşkın bakarak şimdi o şarkıyı aklımdan geçiriyordum dedi. Bir yerden mi duydun dedim. Arkadaşından gelen mesaj üzerine o şarkıyı hatırlamış. Bugün ikinci kez tekerrür eden olaydan ötürü şaşırdım. Sonraki yarım saat boyunca Cüno’ya bakıp o an ne düşünüyor telepati kurmaya çalıştım. Böyle kafasına odaklanıp düşündüklerimi telepatiyle aktarmaya çalıştım. Yapamadı tabi
20.07.2009 tarihinde ek olarak. Bu gece rüyamda tansiyon ölçüm aleti sipariş ettiğimi ve elime ulaştığını gördüm. Hatta bir iki kişinin tansiyonunu ölçtüm. Gariptir sabah epostalara bakarken teknosite’den tansiyon ölçüm aletlerinde kampanya olduğunu bildirir eposta gelmiş olduğunu farkettim.
Y Mi Banda Toca El Rock
Y mi banda toca el rock
y lo demas cuando lo piden
sabemos bien que aqui
hacer de todo lo exigen
y es un rock bambino
un sabor mas bien latino
esta musica es esperanza
esta musica es pasion
si es como un tren que ha pasado
con un cargo de emociones
nos paso en la estacion
pero dormiamos sentados
y mi banda toca el rock
por que nos ve y porque no puede
y porque falta reir
por correr tras su quimera
y no despierten no, no, no, todavia no
y no nos paren no, no, no, todavia no
y mi banda toca el rock
y cambia cada cuando lo piden
desde que entras el mismo
casi siempre lo exigen
lo esperan en la colina
con la musica latina
nos veran tambien bailando
y mil vueltas van buscando
nos espera en la frontera
con el auto bloqueado
mas el rock habra pasado
la musica ha llegado
es un rock, bambino
un sabor mas bien latino
y asi su pasaporte
lo seguimos corriendo fuerte
que penetra en los muros
hace brecha en la puerta
hasta el fondo el te dice
que tu alma no esta muerta
y no despierten no, no, no, todavia no
y no nos paren no, no, no, todavia no
y mi banda toca el rock
es una eterna salida
llega bien en ondas medias
y en frecuencia modulada
es un rock bambino
un sabor mas bien latino
esta musica es esperanza
esta musica es pasion
si es como un tren que ha pasado
con un cargo de emociones
nos paso en la estacion
pero dormíamos sentados
y mi banda toca el rock
por que nos ve y porque no puede
y porque falta reir
por correr tras su quimera
y no despierten no, no, no, todavia no
y no nos paren no, no, no, todavia no
Kuşlar sabah 3.5 - 4.5 da çok güzel sohbet ediyorlar.
Yıldızlar karanlıkta daha güzel parlıyorlar. Bazen karanlıkta olmak da güzel.(*)
Ağaçlar 0² alıp CO² verseler de geceleri daha güzel kokuyorlar.
Sabah 4′te çıkan ekmeğin kokusu günün diğer saatlerinde çıkan hiç bir ekmekte yok.
(Kankaaaaaaa ve Kamil bu lafım size) Arkadaşla sahahlayıp 4 civarında açık havada yapılan muhabbette bir şeyler var. 300 metre öteden gelen ekmeğin kokusundan mı bilmem tadı bir başka.
Artı sabahın 4′ünde kalkıp kankanın evine gidip bir kaç saat sonra girecek olduğun ve de çalışmadığın tarih yazılısını düşünmeden çatıda göktaşı yağmurunu izlemek de pek keyifli.
Yazın kan ter içinde kalkıp dolaptan alınan ve sabahın 4′ünde balkonda çevreyi izlerken yudumlanan 1 bardak su gün içinde içilen 8 bardak su gücünde.
Bazen dua ediyorum. 3.5-4.5 arası 7-8 saat sürsün diye.
* Yazın bunu bir kenara. Yıllar sonra atasözü diye kaktırmaya çalışırlarsa hayır o deyiş dersiniz.
3 Hafta önce Kamil, Zafer, Cüneyt, ben çamlığa çıktık. 3. çeşmenin yanında bir yalak var. O yalağın içinde kurbağa larvaları vardı. Cüneyt ile 9 tanesini su şişesine koyup eve getirdik . Zafer de 2 tane aldı. Öğrendim ki Zafer balık yemiyle boğarak öldürmüş yavrucağızları. 2-3 gün yaşamışlar sadece. Neyse aldık larvaları evin baş köşesine kavanoza koyduk, yanına da birazcık yosun koyduk. 2 hafta hiç yemek vermeden yaşadılar. Yosun ile idare ettiler galiba. 2 haftanın sonunda bilgi işleme getirdim. Bir hafta da masamda yaşadılar yemek vermeden. Cuma günü kraker yerken bir parça atıverdim kavanoza baktım deli gibi kapışıyorlar. Biraz besledim bıraktım. Pazar günü bilgi işlemde mesaiye kaldık Selim ile. Baktım bizim larvaların bacakları çıkmış hem de 3 günde. Hatta birisinin elleri bile oluşmaya başlamış sevindim. Biraz daha kraker verdim.Yine deli gibi kapıştılar. Pazartesi günü biraz daha kraker verdim. Öğleye kadar bir şeyleri yoktu ama öğleden sonra baktım yemeğe devam ediyolar. Yiyenler mefta oluyor. Erkan ile alel acele göle götürdük. Göle gidene kadar 6sı sizlere ömür. Ancak 3 tanesini sağ salim göle bıraktık. Acım büyük aaa dostlar yavrularımı kendi ellerimle öldürdüm
Giden günlerden birinde Cüneyt ile birlikte Mahmut abinin arabasını Eğitim Fakültesi’ne bırakmak üzere oto parktan geçerken arabaların arasında uyuyan 5 köpek gördüm. Dedim şunları bir seveyim, eccük insanlık görsünler, sevgi görsünler ama lanet olsun içimdeki hayvan sevgisine! Köpeklerden birine kafasını okşamak için elimi uzattım birden ayaklandı dişleri çıkartıp havlamaya başladı. Kendi havladığı yetmezmiş gibi diğer 4 köpeği de uyandırdı. 5 köpek çevremi sarıp hırlamaya, havlamaya başladılar. Kaçmadım. Malum kaçan kovalanır diye atasözümsü bir söz var. Yoksa gönül işleri için miydi o laf?.
Aha dedim sona ulaştık, şerefsizin eniği ısıracak bacağımı. Bir elim havada şşşt pşşşt diye bağıra bağıra yavaş yavaş arabaya yollandım.Neyseki hiç biri yanlış yapmadı.
Hep senin yüzünden altı üstü kafanı okşayacaz bir iki o kadar ama yalnız yakalamaz mıyım ben seni?! Zehirlemez miyim? Kafana voleyi çakmaz mıyım?! Çakmam tabi ki! Köpek kadar güzel hayvan var mı ya! Şereeef özledim seni bea. Her ne kadar mutfağa sıçsan da, notebookumun tuşlarını çıkartsan da, kemerimi, nargilemi kemirip bok etsen de…özledim seni bea.
Ek: Olayı uzaktan izleyen Günay’ın dediğine göre korkmuyor görünmüşüm. Bkz. İçin için yusuf hali.
Ek2: Bacağımı köpek ısırmadı ama ertesi hafta sonu bisikletle giderken zincir bir alt çarka geçti. Ayakta sürüyordum. Zavallı bacağım çarka sıkıştı.
Bugün Cüneyt ile kahvaltıda Bayan Türkiye 2009 güzellik yarışması kampını ve oradaki güzellerle yapılan ropörtajları izliyorduk. Adını hatırlamıyorum ama 9 numaralı İngiliz dili ve edebiyatı okuyan güzele sorulan soru ve aramızda geçen diyalog şu şekilde:
Muhabir: İngiliz edebiyatında en çok hangi yazarları seviyorsun? 9 nolu güzel: Öncelikle tabi ki Shakespeare. Shakespeare zamansız bir yazar bla bla bla. Cüneyt: Nasıl yani will, would falan yok mu ? Ben: Heaa benim Portekicem gibi işte zaman yok, çekim ekleri yok, kibar çekimler yok (siz - você gibi) herşey senli benli, hep mastar hep mastar
Yapmayın arkadaşlar (özellikle erkekler) hepiniz izlediniz biliyorum. Çoğunuzu gördüm aduket pozisyonu almış elinizle arabaya doğru COME HOME DALGASIII diye bağırıyordunuz. İnkar etmenin faydası yok Evet evet dragon ball’dan bahsediyorum. Ben de bağırıyordum tabi ama hiç bir arabayı havaya uçuramadım Nerden aklıma geldi bu çizgi film? Biraz evvel uykulu bir halde Zaferlerin oradan eve yürüyerek geldim. 1 km lik yol öyle uzun geldi ki. İçimden dedim ki. Allahım dedim. Nolur songokunun bulutundan bir tane gelse beni alsa eve götürse. Hem yolda da kestirrim biraz dedim ama duam kabul olmadı eve kadar yürüdüm