Kas
09
(Sami), 9-Kasım-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

Dün eski ev ahalisini (Kamil Yasin – Alp Eren – Zafer – Gökhan ) ziyarete gittim. Gökhan, Prof Dr Mithat UYSAL’ın Java ile Programlama kitabını okuyormuş. Kitapta karşılaştığı bir resmi gösterdi. Yarıldım :)




 
Kas
06
(Sami), 6-Kasım-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

Detercancıııııı geldi hanııııım, cinayet izlerini yok eden detercanım vaaar. Para iade garantili. Halında, dantellerinden bundan gayrı kan izi kalmasın.
Biraz evvel NTVMSNBC’de görüdüğüm, yuh bea detirten bir haberi paylaşmak istiyorum.

MADRİD – Valencia Üniversitesi’nde çalışan bir ekip tarafından bulunan ürün, kan izlerini adli tıp (forensic) testlerinde bile görünmeyecek şekilde temizliyor.

Yeni temizleme ürünü, klorin içermiyor, onun yerine, ürettiği oksijen ile kanın içinde vücuda oksijen taşıyan protein olan hemoglobinin izlerini siliyor.


Üç kişilik ekibin başkanı Fernando Verdu, oksijen üreten kimyasalların DNA örneklerini de temizleyip temizleyemeyeceği üzerinde çalışacaklarını söyledi. Verdu, ürünün delilleri ortadan kaldırmak isteyen katiller tarafından kullanılma ihtimaliyle ilgili olarak da, “Suç işlemek kolay ama zor olan yakalanmamak. Katillerin büyük bir kısmı o kadar da akıllı değil. Bu tür haberleri okuyup önlem alacaklarını sanmıyorum” dedi.


Polis genellikle, katile ulaşmak için olay yerindeki kanlı giysileri ipucu olarak kullanıyor. Adli tıp uzmanları, bazı özel kimyasalları kullanarak, 10 kez yıkanmış bir giysideki kanı bile teşhis edebiliyor.

Kaynak : NTVMSNBC – Cinayet izlerini yok eden deterjan icat edildi



 
Kas
04
(Sami), 4-Kasım-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

Forward epostaları hiç sevmem ama bu başka. Yüksek lisanstan sınıf arkadaşım Mine’nin gönderdiği epostayı paylaşmak istiyorum. Kişisel bir şey olmadığı için burada yazmayı uygun gördüm. Umarım sorun olmaz Mine ;)

Küçükken (ben ilk okul 1 kardeşim ana okulu) kardeşim sarılık olmuştu. Hastalık henüz kesinleşmeden önce tahliller için doktora gidip geliyorlardı. Bir sonraki kan tahlili için kardeşimi yüreklendirmek isteyen annem yanımda onu övüyordu.

Nida’dan bir tüp kan aldılar hiç ağlamadı yaaa

Kardeşimi şöyle şaşkın şaşkın bir süzdüm. Bu kadar kan küçücük kızdan nasıl çıktı. Hadi çıktı diyelim nasıl ölmedi. Hadi ölmedi, nasıl ağlamadı. Olayı ancak bir sonraki tahlile beraber gidince anladım. Meğer annemin tüp dediği şey küçük bir ucu kapalı boruymuş ben 12 kg’lık mutfak tüpü sanıyordum :)

Yine ilkokul yılları. Okumayı yeni öğrendiğim dönemler. Altınözü’nde (Hatay’ın 5000 nüfuslu minik bir ilçesi) oturuyoruz o zamanlar.
Ne zaman bayram olsa çarşının girişine kocaman bir Mustafa Kemal resmi ve “ATAM İZİNDEYİZ” yazısı asılır. O zamanlar bayram nedeniyle herkes izin almış, kimse işe gitmiyor bu yüzden de izinli olduklarını ataya haber vermek için o yazıyı astıklarını sanıyordum :)
Atam izindeyiz bak demedi deme :p

Böyle vardır çok aptallığım ama aklıma ilk gelenler bunlar. Aa dur bi tane daha var.

Yine ilk okul zamanları 3. veya 4. sınıftayım. Antakya’dayiz o dönemlerde. Herneyse. Ailecek ekran başına toplanmış Reha Muhtar’ın sunduğu haberleri izliyoruz. Tuttum tuttum sonunda dayanamayıp çok masumane sordum bizimkilere
-Reha muhtar nerenin muhtarı?
-?! Puhahahaha
tabi böle benim gibi heyvani değil
Seni çok özledik Reha Muhtar her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan ;)

Çok uzatmadan Mine’nin gönderdiği epostayı kopiii peyyst vasıtasıylen paylaşıyorum.

> Acı kaybımız
> 3 ay önce ailemize katılan, Necmi ismini verdiğimiz kaplumbağamız dün
> vefat etmiş. Aile arasında sade bir törenle evin arka bahçesine gömdük.
> Hayvancağız durduk yerde can verdiği için gidip Necmi’yi aldığımız
> dükkanın sahibine sebebinin ne olabileceğini sorduğumuzda ”Abi onlar
> kış uykusuna yatar” cevabını almış bulunmaktayız, hepimizin başı
> sağolsun. Bu vicdan azabıyla ben de çok yaşamam herhalde.


> Annemin Maceraları
> Shrek’in fragmanlarını gösteren bir televizyon kanalında, el ele
> tutuşmuş Shrek ve Fiona’yı gören annem, ‘Bunlar Süleyman ve Nazmiye
> Demirel çifti mi?’ diye sordu! Seçememiş gözleri o mesafeden.


> Alfabe
> Ben de bu yıl okula başlayan torunum için kuvvetli bir moral alkışı
> istiyorum. Daha ikinci gün: ‘Örrrtmenim, taa evden buraya tel çizmeye
> mi geldik, hep yumarlak mı yapcaz, harf felan öretmicen mi?’ deme
> cesaretini gösterdiği için.


> Annem!
> ‘Bu taraf bitti.’ diye CD’yi arkasına çeviren ve sonra da ‘CD çalar
> çalışmıyor!’ diye feryat eden anneme alkış az geliyor!


> Modem
> Yemek masamın üstünde duran modeme uzun uzun bakan anneanem
> ‘Bu ne?’ diye sordu. Ben de kolay anlasın diye ‘Hani benim bilgisayarım
> var ya onunla internete giriyorum. İşte internete girmek için o kutu
> zorunlu.’ diye uzun uzun açıkladım. Anneannem dinledi beni; ‘Yani
> modem bu’ dedi ve konu kapandı…


> Yaz Okulu
> Bir alkış da annesine yaz okulunu kazandığı müjdesini veren üniversite
> öğrencisine gelsin. Bu yaratıcılığa şapka çıkartılır.


> Beyin göçü
> Tikky olduğu her halinden belli olan kızımız Beşiktaş-Taksim
> midibüsünde yanındaki arkadaşına dert yanmaktadır. ”Şekerim dördüncü
> kez girdim ÖSS’ye, ama yine kazanamadım, gidicem sonunda Amerika’ya o
> olucak. Böyle böyle beyin göçü oluyor işteeaa!” Sen git, masrafları ben
> karşılıyorum.


> Alman yazar
> Bir alkış da lisede edebiyat dersinde okuduğu şiir bitince sınıfa
> dönüp ‘Bu şiiri ünlü Alman yazar Goethe yazmıştır’ diyen hocaya,
> ‘Niye, kağıt bulamamış mı?’ cevabını veren arkadaşa gönderelim.


> Düz mantık
> Eğer bir sokakta yürüyorsanız ve camında ”Bu ev kiralıktır” yazılı
> bir evin yanından geçip birkaç adım sonra önüne geldiğiniz bir başka
> evin camında ”Bu da” yazısını görürseniz bilin ki Trabzon’dasınız.


> İngilizce yazılısı
> Bir alkış da ingilizce sınavında ‘Nice ……..’ şeklindeki boşluğu
> ‘Nice mutlu yıllara!’ şeklinde dolduran, dahi mi aptal mı olduğunu
> henüz anlayamadığımız öğrencime istiyorum.


> Hügo’lar Beşledi
> Bir alkış da lisede edebiyat kitabından bir metni tüm sınıfa sesli
> olarak okurken V. Hugo’ya ‘Beşinci Hugo’ diyen arkadaşımıza gelsin.


> Ne zaman?
> Kardeşim karne almıştı. Fakat birçok zayıf notu vardı. Annem, babamla
> beni kenara çekip uyarıları sıralıyordu; ‘Sakın çocuğun moralini
> bozmayın, sakın kötü bir şey söylemeyin.’ Uyarılar özellikle babama
> yönelikti; ‘Hele de sen, sakın çocuğun gururunu kırma.’ Babam daha
> fazla dayanamadı ve sordu; ‘Karne için ne zaman özür dileyeceğiz?’


> Havale
> Bankada gişenin önünde işlemimin yapılmasını bekliyorum. Yanımdaki
> gişede işlem yaptıran yaşlı teyzeye, işlemini yapan kadın soruyor:
> ‘Parayı kim alacak teyze? Alıcısına ne yazalım?’ Teyzem cevap veriyor:
> ‘Bu paranın hayrını görme İnşallah yazalım.’


> Lamba
> Dün gece evime giderken yolun tenhalığından olsa gerek kırmızı ışıkta
> geçtim. Ardından yurdum polisine alkışı hak ettiricek anons: ‘Bacım o
> geçtiğin gece lambası değildi, çek sağa.’


> Hacim nedir?
> Öğretmen bir arkadaşımdan naklen; 5. Sınıfların Fen Bilgisi sınavının 2.
> sorusu: ‘Hacim nedir? Bir örnek vererek açıklayınız.’ Öğrencimizden
> gelen cevap: ‘Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek: Nasılsın hacim?’


> Asabi Polis
> Hareketli bir Bağdat Caddesi akşamında, polis abilerimiz rutin olduğu
> üzere devriye gezmektedir. Işıklarda müşteri bekleyen taksiye
> yaklaşılır ve; ”Ticari, bekleme yapma, devam et.” anonsu yapılır.
> Camdan eliyle ’1 saniye’ işareti yapan taksiciye, ikinci ve çok
> manidar anons gelir ardından; ”Ticari, benne pölümüye girme! Devam et
>dedik!”


> Neden olmasın
> 5 yaşındaki yeğenime babası soruyor: ‘Büyüyünce ne olacaksın kızım?’
> ‘Asena olacağım babacım; sen ne olacaksın?’ Babası gayet sakin cevap
> veriyor: ‘Katil’ İkisine de meslek hayatlarında başarılar.



 
Kas
02
(Sami), 2-Kasım-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

Herşeyi planlamıştım aşağı yukarı. O kapıdan girmek üzereydim. Gülümsüyordum. Ta ki kapı hiç beklemediğim anda yüzüme kapanana kadar. Tüm umutlarımla, hatalarımla, sinirimle, pişmalıklarımla kapıda kalmıştım. Kapının kapanışı bir türlü gözümün önünden gitmiyordu. Öyle bir duyguydu ki bu, duygu kelimesi artık somutlaşmış yalnızlığın soğuğunda bile alev alev hissettiriyordu bana kendimi. Resmen ve yasal yollardan öldürüyordu beni!
Oysa bilmiyorum ki mutluluğa giden kapılar tek değil. Bir kapı suratıma çarpıldıysa kafamı kapıya dayayıp yanmanın hiç gereği yok! Bir toparla kendini, diz çöktüğün yerden kalk, çevir kafanı, dön bir bak etrafına. Yürünecek onlarca yol, çalınacak kapılar var. Hastasın arkadaşım sen biliyorum. Kalbinle mantığın savaşıyor. Hiç biri tam olarak sana ne yöne gideceğini söylemiyor. Boşluktasın biliyorum. O kapıdan girmekten başka planın yoktu. Başın avuçlarının arasında diz çökmüş yanıyorsun farkındayım. Sen de farkında ol, ne ilksin ne sonsun. Kim bilir daha kaç kez kapıda kalacaksın. Buna hazır ol. Şimdi kalk ayağa dostum. Saat geç oldu kalkman lazım. Biliyorum kalbin orada kalmak istiyor. Bir müddet onu dinleme, takma hiç. Başka çözümü yok anlaman lazım. Sana kızacaktır elbet. İçini sıkacaktır, gözünü yaşartacaktır ama sen bir müddet o yok gibi davran. O da anlayacaktır elbet yanlış yerde durduğunu. Kalk dostum bak vakit geç oldu epey. Gün kararacak birazdan. Şimdi ver elini hadi…



 
Eki
30
(Sami), 30-Ekim-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

Tanıyanların bildiği üzere 4 yılı aşkın süredir Denizli’de yaşıyorum. Denizli’de tanınmış iki tane marketler zinciri var. Bunlardan bir tanesi GÜN diğeri ise PEKDEMİR ÇİFTLİĞİ. Ne yazık ki ikisi de aynı görüşe sahip.

Çanta taşıyanlar potansiyel hırsızdır.

Tamam, eyvallah belki olay bakış açısına göre değişir ama ben iyi açıdan bakmıyorum.

Diyelim ki alış-verişten geliyorsunuz. Elinizde bir ya da bir kaç poşet veya çanta var. Eve dönerken haftalık market alış-verişini de aradan çıkartayım istediniz ve bahsettiğim marketlerden birine girdiniz. Girişteki güvenlik görevlisi sizi sıcak kanlılıkla karşılayacak ve elinizdeki eşyaları ona emanet edip rahat rahat alış-verişinizi yapacaksınız. Öyle mi? Bence değil. Uzun süreli alış-verişte belki rahatlık sağlar ama bir ekmek alıp çıkacaksanız bu sizi rahatsız eder. Mesela Çınar’daki Gün için; elimde çantam (çınar meydanı tarafından geldiğim için) garaj giriş kapısından giriyorum. Çantamı emanet etmeden hızlıca bir ekmek ya da çerez vs alıp çıkmak istiyorum. İçeri doğru ilerledikten sonra bir güvenlik görevlisi sizi çeviriyor ve elinizdeki çantayı zorla emanete bıraktırıyor. Bazen laptop çantasını bile bırakıyorum. Zaten sıkış tepiş dolu laptop çantasına ne koyabilirim ki çalayım. Neyse ekmeğimi alıyorum. Garaj kapısının önündeki kasalar daha kalabalık olduğu için sıraya girmek yerine Eflatun Sokak tarafındaki kasalara gidiyorum. Alış-verişimi hızlıca tamamlıyorum. Sen öyle san Sami, çantan diğer kapıda kaldı. Marketten aldığım eşyalarla birlikte dışarıdan marketi dolanıp tekrar garaj tarafından girip emanet ettiğim eşyalarımı alıp çıkıyorum. İşkenceee. Aynı durum Pekdemir için de geçerli. Maalesef çantamı emanet ettiğim danışma, express kasaya en uzak yer.
Elin cavuru diyor ki

İnsanların güvenini kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim
Robert Bosch

Gel gör ki bizimkiler üç kuruş kaybetmemek için kimseye güvenmiyorlar. O zincire halka ekleyen insanları hırsız yerine koyuyorlar. Yalnız anlamadığım olay gelen insanların hepsi sabıkalı sanki. Güvenlik çantayla girmene izin vermiyor. Millet normal karşılıyor nanasını satayım.
-Çantamı mı istiyor. Normal belki dayanamam bir şeyler çalarım.
-Leeeeynn sen bana güvenmiyorsan ben sana niye güveneyim leeeyn belki çantamdan bir şey çaldınız. Nerden bilecem. Benim sen gibi güvenlik kameramda yok ulaan.
Samiii yeeeteeeeer lan içim sıkıldı



 
Eki
25
(Sami), 25-Ekim-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

İçimden çık git defol



 
Eki
24
(Sami), 24-Ekim-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

I cheated myself
Like I knew I would
I told ya, I was trouble
You know that I’m no good



 
Eki
24
(Sami), 24-Ekim-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

Sms yazarken hız kazandırsın diye T9 sözlük kullanıyorum. 40 dk önce yazarken sözlükte Almancı diye bir kelime olduğunu fark ettim. Sözlüğe bile sokturmuşuz bu lafı helal olsun.



 
Eki
21
(Sami), 21-Ekim-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

Bilgi İşlemden Süleman Abi karısı ve kızı için yazdığı şiirleri sayfamda yayınlayıp yayınlayamayacağımı sordu. Süleyman Abiyi asla kırmayız, kıramayaz ;)

Yazının devamını oku »



 
Eki
20
(Sami), 20-Ekim-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

Her kış aksatmadan belli bir dönemde soğuk algınlığı ya da gribe yakalanıyorum. Bazı kışlar hemen iyileşip tekrar hastalanma fırsatı buluyorum. Bazı kışlarda da tam iyileşemeyip 2 ay kuru öksürükle dolanıyorum. Grip ve soğuk algınlığı gibi önemsiz saydığımız! (benden başka önemsiz bulan vardır heralde) hastalıklarda ilaç kullanmaya karşıyım. Hal böyle olunca da hastalığım uzun sürüyor tabi. Geçen yıl da aynı şekilde ilaç kullanmamam ve Merve’nin halime acıyıp alternatif tedavi yollarından birini, bal ile karabiberi karıştırıp yememi önermesi üzerine onu dinleyip ufak bir tabakta bir karışım hazırladım. İlk gün ve ikinci gün bir çay kaşığı tattıktan sonra mutfakta (unutmamak için) görebileceğim bir yere koydum. 2 ay boyunca orada süs eşyası gibi bekledi. Karabiberli bal daha sonra yapılan genel bir temizlikte çöpü boyladı.

Bu yıl 22.sini düzenlediğim Geleneksel Soğuk Algınlığı ve Grip Etkinlikleri‘ne dün arkdaşım Pınar katıldı. Beraberinde;

  • 3 adet kuşburnu
  • 2 adet Vermidon® Hot
  • 1 adet Tylol®Hot
  • 8 tablet Theraflu® forte

getirmiş sağolsun. Dünden beri sadece 1 tablet Theraflu® forte ve bir kuşburnu tükettim. Birazdan Vermidon® Hot hazırlamayı düşünüyorum.

İlaçlara karşıyım ama neden? Çünkü:

“Beni öldürmeyen şey güçlü kılar”
Nietzsche

Şaka bir yana ilaçlar her zaman gerçekten iyileştirmiyorlar. Vücudun belli bölgelerinin çalışmalarını engelleyip iyileşmiş izlenimi yaratıyorlar. Öksürük şuruplarının bazıları da bu şekilde işliyor. Aynı morfin gibi. Dün okuduğum bir yazı, kuru öksürük için verilen öksürük şuruplarının beynin hipo-öğürikus kısmını etkileyip (adını hatırlayamadığım için ben uydurdum şimdi ;) ) bu bölgenin görevini tam olarak yerine getirmesini engelleyerek hastasının öksürme sıklığını azaltığından bahsediyordu. İlaçlar bazen bu yolla bazen de psikolojik olarak iyileştirmiş etkisi yaratıyor. Tıpkı kuzenin (Bilgin Ablam) bonibonla nenemi iyileştirmesi gibi :) Şahsi görüşüm hasta olduğumuz dönemde ilaç kullanmak yerine, hasta olduğumuz ve olmadığımız dönemlerde mevsim sebze ve meylerini dengeli olarak tüketip vücut direncini arttırmak. Mevsimin altını çizdim çünkü ister ilahi hikmet/kudret olarak nitelendirelim isterse de doğanın hediyesi olarak nitelendirelim. Her meyve ve sebze insanın ihtiyacı olan dönemde canlanacak şekilde yaratılmıştır/oluşmuştur. Portakal ağacının C vitamini ihtiyacımızı kışın karşılamak üzere meyve vermesi veyahut da karpuzun en susuz anımızda bir yerlerden su bulup ve depolayıp bize ikram olunması gibi.

Konumuz soğuk algınlığıydı. Biraz araştırmadan sonra grip neymiş soğuk algınlığı neymiş eccük öğrendim. Sizlerle paylaşayım istiyorum.

Grip

Grip anlatılana göre solunum sisteminde meydana gelen Influenza virüslerinin (bunlar A-B-C diye ayrılıyorlar) sebep olduğu yüksek derecede bulaşıcı viral bir enfeksiyonmuş. Viral nedir peki? Sesli sözlüğe göre viral, virüs ile ilgili demekmiş. Avrupa dillerinin çoğunda bu kelime viral diye geçiyor. Bizimkiler de bu kelimeyi Türkçemize “viral” olarak geçirmişler. Bence virüssel olarak geçirilseydi hem daha mantıklı hem de anlaşılması kolay olur. Konu dilden açılmışken aklıma 1. sınıftaki bir olay geldi. Anlatmadan geçmeyeyim. Hangi ders olduğunu hatırlamıyorum. A.Kadir Hoca harıl harıl bir şeyler anlatıyor, biz de dinliyoruz. Kadir Hoca’nın özelliğidir. Bazı kelimelerin Türkçelerini hatırlamaz ve bize sorar. Yine o takıldığı anlardan biri

A.Kadir Hoca: Option’ın Türkçesi neydi ya?
Alp Eren: Opsiyon
Hep birlikte: :D

Konuyu çok dağıtmayayım. Ne diyordum haah. Viral bir enfeksiyondur. Genellikle 1-2 hafta içinde hastalar iyileşiyorlarmış ama direnci düşük hastalarda veya yaşlılarda hastalık ilerleyip hayatı tehdit eden zatüre gibi hastalıklara dönüşebiliyormuş. En fazla görüldüğü aylar Ekim – Mart aylarıymış. Mevsim değişikliğinin gerçekleştiği aylar olduğundan olabilir (tabi bu benim bilimsellikten uzak uydurmam)

Soğuk Algınlığı

Soğuk algınlığına ise %90 ihtimalle virüsler sebep oluyormuş. Soğuk algınlığına sebebiyet veren 200′ü aşkın virüs türü varmış.
En güzel ve popülerleri:

  • Hinovirus %15-40
  • Coronavirüsler %10-20
  • Parainfluenza Virüsü %5-10
  • Respiratuar Sinsisyal Virüs %6

bunlarmış.
Soğukalgınlığı kişiden kişiye bulaşırmış. Başlangıçta bu bulaşmanın “damlacık enfeksiyonu” ile yani aksırma, öksürme, böğürme ile etrafa saçılan damlacıkların içindeki virüslerin havada kalması ile olduğu sanılmaktaymış. Ancak şimdi mevcut kanıtlar bulaşmanın virusu almış hastanın elinden hassas insanlara geçmesi ve hassas bireylerin de nazal (ağız-burun) mukozalarına sürmeleri ile olduğu yönündeymiş. Bu nedenle soğuk algınlığının bulaşmasını engellemenin yolu ellerin sık yıkanmasıymış.

Neler yapmalıymış?

  • 39 C’yi geçen ateş
  • Sürekli yada çok kıvamlı balgam üreten öksürük
  • Nefes alırken ağrı
  • Devamlı kulak ağrısı
  • Şişmiş lenf bezleri
  • Yutkunurken zorlanma

Bu belirtilerden birinin görülmesi halinde hemen doktora gidilmeliymiş.

Bana göre ne yapmalı / ne yapmamalıymış?

  • Adam gibi beslenmeliymiş
  • İşe gitmemek için bahane göstermemeliymiş
  • Bonibon yemeliymiş

Peki farkları neymiş grip ile soğuk algınlığının

SOĞUK ALGINLIĞI GRİP
Ateş nadir 38-39°
Başağrısı nadir sürekli
Genel ağrı ve sızı az genellikle
Yorgunluk hafif 2-3 hafta
Tıkalı burun genellikle bazen
Hapşırma genellikle bazen
Boğaz Ağrısı genellikle bazen
Öksürük nadir genellikle
Komplikasyonları sinüzit ve kulak ağrısı bronşit, zatürre
Engellemek hiç bir şey yapılamaz Aşılama ve antiviral ilaçlar
Tedavi belirtiler geçici olarak ortadan kaldırılır. Belirtiler görülmeye başlandıktan sonraki ilk 48 saatte antiviral tedavi başlanması ve belirtileri gidermeye yönelik tedavi


Sizce ben Nezle miyim Grip mi?
Ateş 37-38°
Başağrısı sürekli
Genel ağrı ve sızı orta
Yorgunluk biraz
Tıkalı burun genellikle
Hapşırma ara sıra
Boğaz Ağrısı henüz yok
Öksürük ara sıra

Yazıyı ilkokul birinci sınıfta öğrendiğim güzel bir maniyle bitirmek istiyorum :)

Üşüdüm üşüdüm
Daldan elma düşürdüm
Elmamı yediler
Bana deli dediler
Delilikten çıktım
Beyoğlu’na gittim
Beyoğlu hasta
Çorbası tasta
Et yemez
Süt içmez
Bu ne biçim hasta
Kızım saçını öreyim
Seni Beyoğlu’na vereyim :D

Kaynak: