Eki
18
(Sami), 18-Ekim-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.


 
Eki
14
(Sami), 14-Ekim-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

Bayramda öğleye doğru eniştemler ziyarete gelmişlerdi. Bizi de kahvaltıda yakalayınca o kelimeyi söyleyiverdi.
-Ne o kaynana çatlatan mı yapıyorsunuz?
-?!

Seslisozluk diyor ki:

Brunch

1. i., k. dili öğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek; kuşluk yemeği. geç kahvalti, erken ögle yemegi. geç yapılan kahvaltı. geç yapılan kahvaltı. i., k. dili öğleye doğru yenen ve kahvaltı ile öğle yemeği yerine geçen yemek; kuşluk yemeği. branç, kahvaltı ile öğle yemeği birleştirilen öğün.
2.  hem kahvaltı hem de öğle yemeği yerine geçen öğün, branç, dili sabah ile öğle arasında yenen, k, i.
3. geç kahvaltı/erken öğle yemeği.
4. sabah ile öğle arasında yenen hem kahvaltı hem de öğle yemeği yerine geçen öğün.
5. geç yapılan kahvaltı.
6. geç kahvalti. erken ögle yemegi.
Tabi ben de boş durmadım sözlüğe katkıda bulunup 7. anlamı ekledim.
7. Kaynana çatlatan :)



 
Eyl
25
(Sami), 25-Eylül-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.


 
Eyl
22
(Sami), 22-Eylül-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

La Cucaracha vikipediye göre Meksika Halk Şarkısıymış. Sözler ve anlamı şu şekilde:

Orjinali

La cucaracha, la cucaracha
Ya no puede caminar
Porque no tiene, porque le falta
Marijuana que fumar.

Türkçe
Hamamböceği, hamamböceği
Artık yürüyemiyor
Çünkü hiç yok, çünkü ihtiyacı var,
esrar içmeye



 
Ağu
30
(Sami), 30-Ağustos-2008 tarihinde Nostalji kanalına eklemiştir.

Deniz ve mehtap sordular seni neredesin?
Nasıl derim terketti bırakıp beni gitti
Anladılar ki aşkımız bitti..
Alay ettiler benle hep
Sen oldun bunlara bak sebep
Mehtap dedi gördüm ah onu
Belinde erkek kolu
Deniz güldü halime
Bir avuç su verdi elime
Biterse gözyaşın al dedi
Doldur tekrar yerine…
Rüzgar ve martı sordular seni neredesin?
Nasıl derim terketti bırakıp beni gitti
Anladılar ki aşkımız bitti
Alay ettiler benle hep
Sen oldun bunlara bak sebep
Martı dedi gördüm ah onu
Belinde erkek kolu
Rüzgar güldü halime
Dedi gidelim düş önüme
Gidemem dinle martıları
Bitmiyor alayları…



 
Ağu
26
(Sami), 26-Ağustos-2008 tarihinde Linux, Teknoloji kanalına eklemiştir.

Arch Linux kullanan veya geçiş yapaya çalışıp da başarılı olamayanlardan biriyseniz bu site tam size göre. Site acemilerden ileri düzey kullanıcalara kadar pek çok kişiye hitap ediyor. İngilizcesi pek çok insanın anlayabileceği kadar sade. Eğitseller içerisinde pacman ile paket kurulumunu, config dosyalarının düzenlenmesini ve komut satırına girilecek komutları gösteren satırlar güzel bir şekilde belirtilmiş.

Sitenin içerdiği başlıca eğitseller:

Devamı için http://archux.com/ adresini ziyaret edin.



 
Ağu
25
(Sami), 25-Ağustos-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

Nerden başlasam bilemiyorum. Böyle dediğime göre uzun bir yazı olacağa benziyor. Yani pek az kişi okuyacak bu yazıyı! Ben dahil pek çok kişi sevmez uzun resimsiz yazıları okumayı. Televizyonlar evlere girdiğinden beri televizyon çocuğu olduk. Sonra bir dönem bilgisayar çocuklarıydık. Şimdilerde de internet çocuklarıyız.  Artık sadece göz gezdiriyoruz, tarıyoruz, izliyoruz, iletişim kuruyoruz. Fark? Fark açık seçik belli değil mi zaten. Artık dudaklarımızla değil ellerimizle konuşuyoruz. Tıpkı benim şu an da yaptığım gibi. İşe gidiyoruz, ellerimiz rahat durmuyor. Sürekli bilgisayar başında kimileri faturaları giriyor, kimileri bir şeyler alıp satıyor, kimileri dilekçe dolduruyor… Bunca iş arasında bir mola veriyorz bir bardak çay/kahve alıp onu da yine ekran başında haber sitelerinde, bloglarda, youtube’da, facebook’da, msn’de geçiriyoruz. Biz nasıl yaşıyoruz  (ya da yaşıyor muyuz) ?

Sonra yoğun bir iş gününün ardından eve geliyoruz. Biraz dinlenip bir şeyler atıştırıyoruz. Sonra yine bir ekran bulup karşısına geçiyoruz. Sırf bu kadarla kalsa iyi.  O sihirli, renkli kutulara öyle bir inanıyoruz ki! Hiç sorgulamadan! Kutu ne söylerse doğrudur. Kutu ne derse öyle yaşıyoruz. Kutuya inanıyoruz kendimizi beğenmez oluyoruz kilo verme derdine düşüyoruz, kutuya inanıyoruz solcu oluyoruz, sağcı oluyoruz, dinci oluyoruz, dinden çıkıyoruz, başımızı kutuya göre açıp kapıyoruz, kutuya göre yola geliyoruz ya da yoldan çıkıyoruz,sapıtıyoruz… Sorgusuz sualsiz inanıp itaat ediyoruz kutuya.  Sorgusuz sualsiz inanç!

Kaçımız sorgusuz, sualsiz inanabiliyoruz? Sorun inanmak değil aslında. Sen önce inanmak istiyor musun onu soracaksın kendine. Neye inanmak istiyorsan çevren ona göre değişecek, beynin ona göre algılayacak her şeyi. İnanırsan vardır herşey. İnanırsan vardır dinler, diller, insanlar, hayat!

Ahh hayat nesin sen?! Neden varsın, nasılsın, amacın nedir ..? Düşününce o kadar can sıkan sorular ki bunlar.
Sen kalk doğ, sonra bir yaşa gel okula başla, bir müddet oku, sonra iş bul çalış eşek gibi. Ne için? Ha!
Hayatta kalmak için.
Olayın en alaylı tarafı da hayatta kalmak, yaşama devam etmek için eşek gibi çalışmamıza rağmen sonunda ölecek olmamız!!!

İnsan sormadan edemiyor, ben kimim, neyim diye. Sen nesin biliyor musun?
Bunu öğrenmenin en iyi yolu; değer verdiğin bir kaç insanı al oturt masaya. Orada olduğunu bilmesinler ya da yokmuşsun gibi rahat konuşsunlar. Seni konuşsunlar. Kendine bir kez de dışarıdan bak. Öyle aynadaki gibi aldatıcı da olmaz üstelik.

Ben geldim, gidiyorum. Arkamda bir kaç ayak izi. Kaç adımımı gururla attım acaba, kaç adımımdan pişmanlık duyuyorum? Sırf yolu boşaltmak için arkadan gelenlerin iteklemesiyle mi yürüyorum yoksa? Kaç kişinin yol göstericisiyim? Kaç kişi yanımda yürüyor? Kaç kişinin elinden tutuyorum. Tüm hayat bir kaç adımlık yol. İşte bu bir kaç kişinin konuşması şu ana kadar ki yolculuğunu özetliyor sana…

Devam edemeyeceğim. Affola.



 
Ağu
24
(Sami), 24-Ağustos-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

….

Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Sil baştan sevmek gerek bazen
Herşeyi unutmak
Sanki bugün son günmüş gibi
Dolu dolu yaşamak istiyorum ben
Her ne çıkarsa yoluma
Selam verip yürümek istiyorum ben
Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak
Sil baştan sevmek gerek bazen
Herşeyi unutmak



 
Tem
28
(Sami), 28-Temmuz-2008 tarihinde Microsoft kanalına eklemiştir.

EXEC sp_dbcmptlevel ‘yourDB’, ’90′;
go
ALTER AUTHORIZATION ON DATABASE::yourDB TO “yourLogin”
go

Syntax

sp_dbcmptlevel [ [ @dbname = ] name ]
    [ , [ @new_cmptlevel = ] version ]
[ @dbname = ] name
Is the name of the database for which the compatibility level is to be changed. Database names must conform to the rules for identifiers. name is sysname, with a default of NULL.
[ @new_cmptlevel = ] version
Is the version of SQL Server with which the database is to be made compatible. version is tinyint, with a default of NULL. The value must be one of the following:60 = SQL Server 6.0

65 = SQL Server 6.5

70 = SQL Server 7.0

80 = SQL Server 2000

90 = SQL Server 2005

kaynak: http://msdn.microsoft.com



 
Haz
25
(Sami), 25-Haziran-2008 tarihinde Basliksiz kanalına eklemiştir.

İki-üç yıldır herşey sanal geliyor. Ara ara düşünüyorum. Aslında ara ara değil sık sık düşünüyorum. Tüm bunlar ya rüyaysa. Gün içinde bir tarafımı çimziriyorum ya da çimdiriyorum (her nasıl diyorsan artık) uyanayım diye. Bir düşünsene bir çimdik atıyorsun kendine ve gözünü açtığında 7 yaşında yatağını ıslatmış uyanıyorsun. Yaşadığından daha küçüksün. Yine sabah 7 oldu. Yine okula gideceksin. Oysa hiç sevmem okulu. Daha doğrusu başlarını. Hep korkutur beni bir dönemden başka bir döneme geçmek. İlk gün geçince diğerleri geçiyor zaten dokunmadan. Bir düşünsene 7 yaşında uyanıyorsun. Saçma da olsa tüm erkeklerle birlikte sınıfın en güzel kızını seviyorsun. Tüm haftalığın tam 5 simit ediyor. Bisikletinin fren halatı kopmuş çook para. Neyse ayağımda terliğim var. Sokarım tekerin yanına. Benden hızlı kaç kişi vardı mahallede. Kaç kişinin ayağında benim kadar yara izi vardı. Arkadaşlarla bir koşuşturmaca… Şimdi para verseler o kadar koşmam. Kovalamaç oynuyoruz (Ne salakça şey). Akşam ezanına daha bir saat var. Bir saat daha koşup düşebilirim. Düşünsene 7 yaşında koşuyorsun, bir düşün babaannen daha ölmemiş. Salça ekmek sürüyor sana. Hemen sağa sinyal elindeki aptal çemberden direksiyonu sağa çevirip son pitstop hakkını kullanıyorsun. Babaannenin elinden ekmeği kapıp doğru yarışa. Şimdilerde öyle mi? Kaç kişi o kadar güzel ekmek hazırlar senin için. Kaç kişi koşmaaa düşeceksin diye bağırır arkandan. Tüm pitstop haklarını 7 yaşında kullandın.

Keşke böyle zor olmasa her şey. Ben tavana baksam gece boyu. Sen düşüncelerimi okusan, kaleme alsan. Gözlerimi kapatıyorum. Karşıma ara ara yüzler geliyor. Yaşlı bir amca. Kimi zaman yüzünün yarısı çürümüş biri. Ölmüş heralde. Her defasında farklı yüzler görüyorum. Biraz evvel de balık dişli bir dede (sormayın ne balığı diye). Düşünüyorum acaba tanrı gelecekteki halimi mi gösteriyor bana diye ama ben tavşan dişliyim balık değil ki. Fark ettin mi bugünlerde herkes ben gibi Allah’sız oldu. Tanrılara tapıyoruz artık. Tanrım sen aklımıza mukayyet ol yarabbim.

Az önce yatağım kendiliğinden altıma serildi. Odamda uçuşan bu ruhsuz ruhlar da ne? Ben mi deliriyorum? Yok canım ben niye delireyim. Etrafımdakiler çıldırmış.

Az önce 7 yaşındaydım. Ramak kalmıştı 9 olmama (ramak nasıl bir ölçü birimiyse, o zaman cümle içinde kullan deseler kuracağım en anlamlı cümle “Ben ramak gördüm”, “Benim babamın ramakı var” gibi bir şey olurdu heralde. Herneyse). 4. sınıfa geçecektim az daha. Ne güzeldi o zamanlar dersler. ÜNİTE BİLMEM KAÇ – VÜCUDUMUZU TANIYALIM. Ne güzel öğretmişti öğretmenim (o zamanlar hocalarım yoktu hepsi öğretmendi). “Oksijen soluyup karbondioksit veririz.” Keşke şimdileri de öyle olsa. Artık stres soluyup öfke saçıyoruz (kimiler de burnundan soluyup … organından dinliyor). Benimle sizli bizli konuşma, senli benli konuş lütfen. Artık bu kadar saygılı insan kalmadı. Herkes benli benli konuşuyor. Herkes bir şeyler için deli gibi çalışıyor. Bir karış yükselmek için bin karış insan eziyor. Haberleri yok bir gün binlerce ayak basacak üzerlerine örttükleri topraktan battaniyelere.
Bu arada ölüm demişken sana sormadan edemeyeceğim. Sence ölüm mü hayatı anlamlı kılan? Yoksa ölüm deyince herşey değersizleşiyor mu?. Sorsana bir kendine yarın öğlen ölecek olsan yine de sabah erken kalkıp işe gider miydin?
Ben mi? Ben 3-5 saat geçer yatardım heralde. Öğleye kadar uyurdum sonra uykumda rahat rahat…

Ya 7 yaşındaysam gerçekten? Ya ömrümün 1/3′ünden fazlası henüz geçmemişse. Nerden mi biliyorum? Bir bak tanrı aşkına sence ben 60′tan fazla yaşar mıyım?
Keşke 7 yaşında olsam. Pazar akşamı olsa. Annem yıkasa kardeşimle beni bir güzel. Sonra ütü kokusu eşliğinde Bizimkiler’i izlesek ailecek. Ne severdim Cafer’in “anaaaaam” demesini, katilin arabayla çöp varillerini devirmesini. Uzun zamandır varil sözcüğünü böyle güzel cümlede görmemiştim. Petrolün varil fiyatı yine artmışmış. Bilmem kaç dolara fırlamışmış. Varil varil alıyoruz ya biz zaten petrolü. Televizyon izlemek de keyif vermiyor artık. Falan filan’la mutlu izdivaaaç peeeeh.
-Bakalım, safinaz hanım temel reis beyle evlenecek mi. Reklamlardan sonraaaaaaaa…
-!?

Biliyor musun sen böyle güzel dinleyince ben hiç susmam. Yazarım hep.
Az önce arkadaşı gördüm KPSS çalışıyordu. Direkt okumaya çalıştın mı hiç? Kıpsss gibi oluyor di mi? Laf aramızda ben de kıpsssa gireceğim Cumartesi günü. 7 yaşından beri değişmedi. O zamanlar boyama defterim vardı. Çizgiyi taşırmadan boyamaya çalışırdım. Şimdi de yuvarlağı taşırmadan işaretlemeye çalışıyorum. Tek fark boyayacağım alan da hayallerim gibi daraldı.

Kafam karışalı epey zaman olmuş. Hangi yılda uyuduğumu bile unuttum. Şimdi sen beni uyandırsan hangi yaşta uyanacağım?. 22 mi yoksa 7 mi? Kim bilir belki 50yi devirdim ölüyorum! Tüm bu yaşananlar sonuç paragrafındaki özettir sadece.

Ben şimdi gidiyorum ama sen burada hoşça kal, güzel kal, mutlu kal. Mutlu olamıyorsan bile yunuslar gibi numara yap!